Skip to content

Jeffery Taylor: Hey İsveçli İsveçli, Lotarya Yolları Taşlı

Jeffery Taylor'ın babası ona "Eğer atletik meziyetlere sahipsen, karşındakinin üzerinden sayı bulmasına izin vermemen için biraz gurur yeterli" derdi. Sırada bunu NBA'e de göstermek var.

Vanderbilt, Sr.
6-7, SF
İsveç (1989)

2008 sınıfının 52 numarası Jeffery Matthew Taylor, son birkaç bahar suyu test edip vazgeçtikten sonra nihayet NBA mevsiminin geldiğine karar verdi. Taylor’ın kolej yılları, NBA’e adım atmakta aceleci davranan liselilerden sıkılıp yaş sınırı getiren David Stern’ü destekler bir seyir gösterdi. Taylor liseden geldiğinde iyi bir atletti, ancak onu basketbolcu yapmaya niyetli bir ustanın dokunuşlarına ihtiyacı vardı. Atletik yetenekleriyle New Mexico’da bütün maçları domine ediyordu. Fakat lise basketbolunun, rekabetçilikten nasibini almamış coğrafyalarından biriydi. Tüm bu cümleleri özetlercesine, rivals.com editörleri Taylor’ın oyununu şu cümleye sığdırmayı uygun görmüştü: “Putting up big numbers out west.”

Soluğu Texas’ta almadan önce birisi benden Doğuş Balbay’ın lise kariyerini özetlememi isteseydi, aşağı yukarı aynı cümleyi kurardım. Son senesinde 4-5 kez canlı izleme fırsatını bulduğum Doğuş, o seviyede gördüğüm en dominant 1.85’likti. Fakat oyunu domine ederken, bunu olabilecek en çirkin şekilde gösteriyordu. Doğuş’u bugünlerde TBL final serisinde izlerken, oyuna getirdiği enerjiyle hepimizin saygınlığını kazanmış durumda. Bunun yanında Texas sakinlerinin onaylayacağı üzere çok düzgün bir figür. Belki bu yüzden göz ardı etmeye çalışıyoruz fakat gerçek tüm acımasızlığıyla karşımızda duruyor: Doğuş sahaya girdiğinde takımına birçok alanda yardımcı oluyor, fakat parke üzerindeki diğer dokuz oyuncudan farklı bir spor yapıyormuş gibi duruyor. Taylor’ın kaderi de bu olabilirdi. Fakat şanslı ki, Vanderbilt’te üniversitelerin önlerine gelen çocukları olgun bir bireye dönüştürme vazifesinden haberdar  olan insanlarla kesişecekti yolu. Rick Barnes’ın aksine.

Taylor’ın ‘basketbol da oynayan’ bir atletten, atletik özellikleri güçlü bir basketbolcuya dönüşme sürecinin sancısız işlediğini söylemek güç. Vandy’ye adımını attığında, ülke çapında gözünü ona çevirmiş yüzlerce kişi vardı. Arada sırada şimşek gibi ilk adımıyla ve acayip smaçlarla yankı uyandıran sıçrama yeteneğiyle, gözlemcilere neden orada olduklarını hatırlatıyordu. Fakat bunun dışında sunduğu çok az şey vardı. Gözü pek bir savunmacıydı, lateral hızının da yardımıyla kimi zaman ülkenin en iyi oyun kurucularına bile kelepçe vurabiliyordu. İyi bir çocuktu, kampüsten kırmızı alarma sebebiyet verecek pek fazla havadis sızmıyordu. Fakat o maç başına 20-25 sayı atan swingmanlerden biri olmayacağı çoktan anlaşılmıştı. Hücumu oldukça kısıtlıydı ve tüm sezon boyunca 1/11 ile üçlük attığı sophomore sezonunda menzilinin varla yok arasında olduğu söylenebilirdi. Savunmada kimsenin onu hızıyla ekarte etmesine izin vermiyordu ama savunma bilgisi veya oyun zekası bir Shane Battier olmayacağının kanıtıydı. Odaklanma düzeyini bütün maç belli bir standardın üzerinde tutmakta kimi dönemlerde zorlanıyordu. Devir de ucubik kanat açıklıklarına sahip yeni Tayshaun Prince klonlarının peşine düşme devriydi. Jeffery en iyi yaptığı işte bile demode kalıyordu yani, gözlemciler için seksapelini kaybetmişti. Söylenene göre de radarın dışına çıkmaya başladığının farkına vardıkça, bunu bir ‘kendini tüketme’ süreci takip ediyordu. Sahadaki kusurlarıyla baş etmekte zorlanıyor, bunun kişisel krizlere yol açmasına engel olamıyordu. Çevresindekilere göre iflah olmaz bir perfeksiyonistti, bu sıfatla lanetlenmiş birçokları gibi o da kusursuz olamayacağının idrakına henüz varamamıştı. Böyle dönemlerde, çevrenizdekilerin birinin cesur bir müdahalesi işleri farklı görmenizi sağlayabilir. Bu cesur müdahalenin, Vanderbilt’te 10 yılı devirmiş koçu Kevin Stallings’ten geldiğini öğreniyoruz:

“Jeff’e sadece şunu söyledim: ‘Kafandaki ‘mükemmel’ idesinin, ‘iyi’ karşısında bir düşmana dönüşmesine izin verme. Bazen ‘iyi’ tek başına yeterlidir, hatta yeterli olmanın da ötesindedir. ‘Mükemmel’ ortaya çıkabilirse mutluluk duyarız, ama ‘iyi’ hakkında kötü hissedip de bundan tatmin olmaman bizim için işleri kötüye sürükler.’ Galiba demek istediklerimi anladı ve yaklaşımını değiştirip, arzuladığı mükemmeliyetten uzak olduğunda dahi kanaat göstermesi halinde daha üretken olabileceğini fark etti.”

Çalışma etiği Taylor için hiçbir zaman bir sorun olmamıştı. Yazları salona kapanıp, zaman kavramını kaybedinceye dek çalışmak keyif alarak yaptığı bir işti. Yetersizlikleriyle yüzleşmek, onların üzerine gitmesi yolunda çok faydalı olmuştu. Üçüncü sezonuyla birlikte şut idmanlarının karşılığını almaya başlamıştı ve bir yaz sonrasında üçlük denemelerini 10 misline çıkarmıştı. Toplam 113 üçlüğü 35% gibi bir başarıyla çembere yollayan bu yeni Taylor sürümü, savunmacıları için de yeni bir problematik anlamına geliyordu. Şutu riske edilemeyecek düzeye gelmişti, ancak savunurken burnuna girmek de pek akilane sayılmazdı. Zira bunun çemberinize, Youtube’da 10 bin tık alacak, bir saldırı olarak geri dönmesi ihtimali hiç de az değildi. “İlk adımı öğretemezsiniz.” Stephen A. Smith?

Pohpoh katsayısının hızla yükseldiği bu aylardan hasarla çıkan oyuncu tiplerini sıralamamız istenirse, gözümüze ilk çarpan son sınıf öğrencileri olacaktır. Mayıs-Haziran sürecinde piyasa değerini yükselten ve tahtalarda sıçrama gösteren bir senior gördüğümden emin değilim. NBA’de oynamak isteyen biri için diplomanın yokluğu, çoğu zaman varlığından daha değerlidir kısacası. Bu sene de ilk turdan seçilmesine kesin gözüyle bakılan yalnızca bir son sınıf var: Tyler Zeller. Birçok projeksiyona göre arkasından gelen isim Taylor, fakat geçen sene lokavt nedeniyle one-and-done trendinin darbe aldığı ve en yetenekli elemanların okula dönüş kararı aldığı bir ortamdan yararlanıp lotaryaya kapak atması çok daha mümkün gözüküyordu. O üçüncü sınıfta nihayet somut geri dönüşlerini almaya başladığı olgunlaşma sürecinden keyif alıyordu ve kötü bir takımda geçecek çöp bir sezonun NBA kariyerine darbe vurabileceğini düşünüyordu. Değerinin düşmesini göze aldı ve ekürisi John Jenkins’le birlikte özel bir şeyler yaratmak için kampüste işe koyuldu.

Artık sadece ‘boş bırakılamayacak’ bir cezacı değildi, ekstra önlem alınması gereken bir dış şutördü. Sezon boyunca 42% ile üçlük attı ve saha içi yüzdesini de ilk iki senesinde olduğu gibi 50 marjına çekmişti. Tek bir farkla, artık şutlarının üçte birinden fazlası yayın gerisinden geliyordu. Ülkenin en iyi dış şutörlerinden Jenkins’in yanında böyle bir silah ile baş etme görevi, birçok SEC takımının ‘kapasite hatası’ vermesine yol açmıştı. Konferans turnuvasının finalinde, ülkenin en iyi takımı apoletini hak ettiğini daha sonra kanıtlayacak Kentucky’yi yenerek aldıkları şampiyonluk Taylor-Jenkins-Ezeli ortaklığındaki dört senenin taçlandırılması anlamına geliyordu.1 Fakat Wisconsin karşısında biten sezon, takımın belli zayıflıklarını da su yüzüne çıkarıyordu. Oyun kurucu pozisyonunda işleri yoluna koyan bir beyin, takımın en büyük eksiğiydi. Jenkins tek yönlü bir skorerdi, fakat bu tip oyuncular -en azından kolej seviyesinde- skorunu her zaman bulurdu. Ancak Taylor da iyi bir dış şutöre evrilmesine rağmen temelde hala bir spot-up shooterdan ibaretti, kendi şutunu yaratma konusunda hala zayıftı. Savunmacısının yanından yıldırım gibi geçip çembere hücum ettiği anlar aklımıza kazınmış olsa da, bunu yapması için mükemmel ortamı hazırlaması gerekiyordu. Zira top hakimiyeti vasatın hayli altındaydı. Dolayısıyla bu penetrelerin sayıyla noktalanması için açık bir koridor bulması ve topu yere mümkün olduğunca az vurması gerekiyordu. Temel geometri kurallarını göz önüne almak yeterli, kolej basketbolunda kaplanacak alan çok daha az olduğundan yardım getirmek aynı oranda kolaydır. Bu da her ne kadar Taylor’ın hava harekatları hafızamızın çağırdığı ilk görüntüler oluyorsa da, bütün sezonu takip edenler adına basit top kayıplarıyla mahvedilen bolca hücumun İsveçli’nin hesabına yazılmasına sebebiyet verdi. Zaten dört sene boyunca 1’in altında seyretmiş felaket asist/top kaybı oranı da fazla söze gerek bırakmıyor.

College Basketball Stats

Neyse ki Taylor’ın Vanderbilt kampüsünde bıraktığı mirastan ziyade, elemanın oyununun NBA’e hangi oranda tercüme olacağıyla ilgileniyoruz. Taylor’ı kimse hücumu için seçmeyecek. Bu alanda çok daha fazla ışık veren elemanların adı da, tevekkeli değil ki lotarya için geçiyor. Taylor’ın atletizmi zaman zaman “İlker Yasin’le Gecenin En Flaş 5 Hareketi” bölümüne görüntü sokacaktır, ancak takımı için set hücumunda bir rahatlama sağlaması tek bir şekilde mümkün: Son iki yaz neredeyse sıfırdan yarattığı dış şut tehdidi sayesinde. Örneğin son sezonunda yakaladığı 0.38’lik FTA/FGA oranı, oyuncunun çembere düzenli bir şekilde gittiğini gösteren bir nicelik. Top hakimiyeti alanındaki falsolarına rağmen, hücumdaki bu agresif tutumundan vazgeçmemesi kesinlikle iyiye alamet. Fakat bu özelliğini NBA’e taşıması neredeyse mümkün değil. Tarih bunu yapabileceğini düşünen ve sonrasında bu düşüncenin ne kadar ölçüsüz olduğunun farkındalığıyla çok geç yüzleşen başarısız kısalarla dolu. Bahsettiğim vazgeçmeme karakteri, kararlı bir psikolojinin izdüşümü olması dışında bir değer ihtiva etmiyor kariyerinin geri kalanı için. Ama bu da çok önemli değil, ondan 20-25 sayı ortalaması bekleyen birisinin olmadığını zaten söylemiştim. 2007 sınıfından Jared Dudley aklıma gelen ilk isimlerden. Çeşitlilikten uzak hücum portföyü nedeniyle yılın bu mevsimlerinde hor görülmekten kurtulamamıştı Boston College mezunu Dudley de. Fakat 2011 sezonunun başında, takvim 2007 sınıfından oyuncularla kontrat yenilemek için son günü işaret ederken şununla yüzleşmiştik: Sadece dört takım, ilgili oyuncusuna bu işi son güne bırakmayacak  kadar değer veriyordu.2 Bunlardan biri de Phoenix’ti, lotaryadan bile seçilmemiş Dudley üç sezonda takımın kimliğini belirleyen bir ‘glue guy’ olup çıkmıştı.3 Taylor için işler yolunda giderse, bir takımı aynı şekilde mutlu edebilir. Çok etkileyici gözükmeyen kulaç uzunluğu dışında4 iyi bir savunmacı olması için gereken tüm malzemelere sahip. Bu malzemelerin reaksiyona girmesini hızlandıransa babasından yadigar birkaç söz.

“Bu mavi yakalı oyuncu zihniyetini bana aktaran oydu. Kendisi de bu tip bir oyuncuydu ve savunmaya odaklanmaktan, tuttuğu adamlara çemberi göstermemekten büyük bir gurur duyardı. Bana hep bunu söyledi, savunmanın bir gurur işi olduğunu… ‘Eğer atletik meziyetlere sahipsen, karşındakinin üzerinden sayı bulmasına izin vermemen için biraz gurur yeterli’ derdi. Ben de bunu kendime şiar edindim, savunduğum oyuncunun skorunu bulmasına engel olmak her zaman büyük bir övünç kaynağı oldu.”

Yazı boyunca beklediğiniz İsveç bağlantısı da babadan geliyor. Jeff Taylor seksenli yıllarda biri Houston, biri de Detroit ile olmak üzere NBA’de iki sezon geçirmiş bir guard. Oyunculuk kariyerini İsveç’te bitiriyor, orta dünyanın sunduğu nimetleri gördükten sonra oraya yerleşme kararı alması uzun sürmüyor. Altı çocukla bayağı geniş bir aile yaratıyor. Basketbolcu genlere ilk reaksiyonu verecek -ikinci çocuk- Jeffery de Norrköping’de (Küçük Manchester) doğuyor ve babasının izinden gitmeyi kafaya koyunca 2006’da babaannesinin yanına, New Mexico’ya taşınıyor. Nereli olduğu sorulduğunda “İsveç” diyor, ülkenin milli takımında oynuyor ve İstiklal Marşı’nı tok bir sesle okuyor.

Bu yazıdan çıkarılacak üç altın ders:

  • Üniversite seçerken çok dikkatli davranın. Bazen doğru olan, uzmanların söylediğinin aksine bölüm değil üniversite seçmek olabilir.
  • Taylor’ın ismini bir yere not edin. Sıradan kolej skorerlerinden fazlası olmayan Jeremy Lamb gibi şimdi daha yakışıklı gözüken isimlerin arasından sıyrılıp da yararlı bir rotasyon parçasına dönüşünce arkadaşlarınıza hava atarsınız. Seçen takımın katkı almak için fazla beklemesine de gerek kalmayabilir.
  • İmkanınız varsa İsveç’e gidin, işler istediğiniz gibi gitmezse iltica etmeye kadar vardırın.

Kimseyi tanımadım ben, senden daha güzel: Jared Dudley, Thabo Sefolosha, Shane Battier

Tepegöz: 21-25


  1. İlk üç sıradan seçilmesi beklenen Michael Kidd-Gilchrist, geçtiğimiz sezon Vanderbilt’e karşı oynadığı üç maçta 5.7 sayı ortalamasında kaldı. Gerçi bu sınıftakilerin, genel olarak, istikrarla pek arası yok. Taylor da tıpkı MKG gibi kimi maçlarda kaybolabiliyor.
  2. http://jam-she-did.blogspot.com/2011/02/sinif-2007-neler-oluyor-bize.html
  3. Diğer üç takım ve oyuncu: Oklahoma City-Kevin Durant, Atlanta-Al Horford, Chicago-Joakim Noah. Sırasıyla #2, #3 ve #9. Ve işlerin #1 ile ilgili espri yapılamayacak kadar depresif bir hal aldığı noktadayız.
  4. 6-7 boya 6-6 kulaç, eğilmeden cebindeki anahtarı çıkaramıyor.