Skip to content

Ne Kimsenin Kahramanı Ne de Haini

Bir Alman-Türk profesörün de dediği gibi: “Eğer politikayla ilgilenmezseniz, günü gelir politika sizinle ilgilenir.”

Mesut Özil, İlkay Gündoğan ve Emre Can, sadece Alman futbolunun yeniden yükseldiği dönemin önemli figürleri olmadılar. Aynı zamanda Almanya’da doğup büyüyen Türklerin, Alman toplumuna entegrasyonunu hızlandırıp sağlamlaştırdılar. Jerome Boateng, Antonio Rüdiger, Sami Khedira, Lukas Podolski, Miroslav Klose, Sidney Sam gibi birçok farklı etnik kökenden Almanya’ya göçmüş ailelerin çocukları da benzer misyonları üstlendiler. Yani bu oyuncuların Almanya için önemleri her zaman bir futbolcudan çok daha fazlası oldu.

Dolayısıyla Mesut ve İlkay’ın Recep Tayyip Erdoğan ile çekildikleri fotoğrafın ardından, bu ikilinin sadece birer futbolcu olarak değerlendirilmesi düşünülemezdi. Öyle de oldu. Ve yaşanan olaylar sonunda Mesut’un Almanya Milli Takımı formasını ırkçılık ve saygısızlığa uğradığı müddetçe giymek istemediğini açıklaması da sadece Mesut’u değil, Almanya’da yaşayan bütün Türkleri ilgilendirecek. Başından sonuna kadar tüm taraflarıyla politik bir durum olan bu krizin, sonuçları da aynı şekilde politik olacak.

Her iki tarafın milliyetçileri içinse bunların hiçbir önemi yok. Onlar için her şey çok basit. Şu an Türk milliyetçilerine göre Mesut bir milli kahraman, Alman milliyetçilerine göreyse bir vatan haini. Yıllar önceyse bunun tam tersiydi. Ama o zaman da gerçek bu değildi, şimdi de değil. Mesut, Almanya için oynamayı seçerken de, yıllar sonra Erdoğan ile yan yana fotoğraf çekilmeyi tercih ederken de hiçbir tarafın ne kahramanı ne hainiydi. Hepimiz hayatta tercihlerimizle bir yer ediniriz ve her tercihimizin bir sonucu olur. Mesut da şu an olduğu yere kendi tercihleriyle geldi. Ama son tercihinin sonuçları çok ağır oldu.

Almanya için oynamayı tercih etmesi, tamamen sportif bir karardı. Ama Erdoğan ile birlikte fotoğraf çekilmesi, her ne kadar Mesut kabul etmese de, sonuna kadar politik bir karar. Elbette Mesut, Türk kökenli biri olarak, ailesinin köklerinin dayandığı ülkenin cumhurbaşkanıyla fotoğraf çekilmek isteyebilir. Bu, onun en doğal haklarından biri. Ama bunun aynı zamanda politik bir karar olduğunu ve iki ülkenin hükümetleri arasındaki gerilimin neticesinde bu kararının sonuçlarının ağır olacağını öngörebilmeliydi. Mesut’un yaptığı oldukça detaylı ve üzerine iyi çalışılmış açıklamada ise bu konuya dair bir cevap bulamıyoruz. Belli ki hâlâ durumun tam olarak farkında değil.

Bu konuda en iyi yorumu, krizin hemen ardından kaleme aldığı yazısında, İlkay Gündoğan’ın akademisyen kardeşi İlker Gündoğan yapmıştı.1 Kardeşinin Erdoğan’la fotoğrafı üzerinden, futbolcuların politikacılarla ilişkisini irdeleyen Gündoğan şunu söylüyordu: “Mesut ve İlkay, bu buluşmanın nelere yol açabileceğini bilmiyordu, çünkü politikayla ilgili değillerdi. Ve futbolcular sadece futbola odaklandıkları müddetçe, bu tür talihsiz durumları daha sık görebiliriz.”

Fakat, her ne olursa olsun, Mesut ve İlkay ırkçı tepkilere maruz kalmayı elbette hak etmediler. Avrupa’da sağcılık ne yazık ki büyüyor. Dünya Kupası sırasında İsveç’te Jimmy Durmaz da benzer ırkçı saldırılara uğramıştı. İlerleyen dönemlerde bu tip olayları daha da sık görebiliriz. Dolayısıyla Avrupa’daki ve elbette Almanya’daki demokrat çoğunluğun, bu tehlikeye karşı birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Diğer yandan, Mesut ve İlkay’a yapılan her eleştiriyi ırkçılık olarak değerlendirmek de doğru değil. İçlerinde gayet sağduyulu ve yapıcı eleştiriler de var. Ya da Uli Hoeness’in bugünkü açıklamasında olduğu gibi, saçma sapan eleştiriler de bulunuyor. Fakat sonuç olarak, Almanya’da Mesut ve İlkay’ı eleştiren her insanın ırkçı olduğunu iddia edemeyiz.

Ama başta söylediğimizi tekrar vurgulayabiliriz: Her insan politikayla aktif olarak ilgilenmek zorunda değil. Ama her insanın politik bilinci olmalı. Şayet Mesut ve İlkay’ın, tıpkı İlkay’ın kardeşinin de söylediği gibi politik bilinçleri olsaydı, bu olaylar hiç yaşanmayabilirdi.

Mesut’un ailesi Zonguldak’tan Gelsenkirchen’e göçmeden yıllar önce, bir grup Yahudi kökenli Alman profesör, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin davetiyle Nazilerden kaçıp Türkiye’ye gelmişti. Onlardan biri de Ernst Eduard Hirsch’ti. Ordinaryüs Profesör Hirsch, yaklaşık yirmi yıl boyunca Türkiye’de yaşamış; önce İstanbul Üniversitesi’nde, ardından da Ankara Üniversitesi’nde hukuk fakültelerinin kurulmasına öncülük etmişti. Üç yıl içerisinde Türkçe öğrenmeyi başaran ve ardından Türkiye vatandaşlığına da geçen Hirsch, Türk Ticaret Kanunu’nun da hazırlayıcısı olmuştu.

1930’ların Almanya’sındaki ırkçılıktan kaçarak geldiği Türkiye’de bunları başaran Hirsch ile 1970’lerin Türkiye’sindeki işsizlikten kaçan bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da dünya şampiyonu olan Mesut Özil arasında paralellik kurulabilir. Ya da yıllar sonra yine Almanya’da aynı ırkçılıktan muzdarip olduğunu belirten Mesut’un içinde bulunduğu durum, Hirsch’in bir sözüyle açıklanabilir: “Eğer politikayla ilgilenmezseniz, günü gelir politika sizinle ilgilenir.”

Almanya, Dünya Kupası’na grup aşamasında veda ederek büyük bir yıkım yaşamıştı. Ama Mesut Özil’in ırkçılık dolayısıyla milli takım formasını artık giymek istemediğini açıklaması, onlar için çok daha büyük bir yıkım oldu. Bu yıkımın altından ise ancak karşılıklı hoşgörü ve anlayışla çıkabilirler. Belki o zaman Mesut da yeniden siyah-beyazlı formayı giymek isteyebilir.


  1. http://china-football-8.com/ambassadors-against-their-will-footballers-in-contact-with-politicians/