Skip to content

He Wasn’t Made to Play the Son!

Kır zincirlerini, yum gözlerini...

1992 yılından beri sadece 4 kez playoff oynayan ve sadece 5 sezonu, mağlubiyetten çok galibiyet alarak bitiren Washington Redskins, benim gibi yeni neslin üyelerinin paspas olarak bellediği takımlardan biriydi, geçtiğimiz sezonun başına kadar. Forbes’un listesine göre, Dallas Cowboys’tan sonra en değerli takım olan Redskins, toplam seyirci sayısı rekorunu defalarca kırmış, biz pek öyle zannetmesek de NFL’in en baba takımlarından biri. 2012 Draft’ından sonra şehirde oluşan goygoy havasını buna yormak lazım biraz da, ben de gördüğümde yadırgamıştım; ancak senelerdir Jason Campbell gibi, kariyeri düşüşte bir Donovan McNabb gibi, Pro Bowl’a seçildiği senelerden sonra, 34 yaşında şehre gelen Mark Brunell gibi QB’lerden sonra, takımın yüzü olacak ve senelerce takımı sırtlayacak, lise yıllarından itibaren “fenomen” statüsüyle kariyer adımlarını atan bir adamın şehre gelmesinin yanında, başkent halkının hem alışmış hem de kudurmuş olma durumu da bu goygoyun ortaya çıkmasına sebep oldu.1

Buraya kadar bir sıkıntı yok. Ancak, bu goygoy durumu bu sezonun başına kadar da devam etti ve suyu çıkalı da çok oldu. Müthiş bir çaylak sezonu geçiren RGIII, beklentiler her ne kadar çok yüksek olsa da, onları karşılamanın ötesine geçti. Bu süreçte, henüz sezon ortasında hücum takımının kaptanlarından biri olarak atandı. Santana Moss ve Fred Davis haricinde, çok göze batan bir veteranın olmadığı hücum takımı düşünüldüğünde, anlaşılabilir bir durum deyip geçiyorum. Daha sonra, 9 Aralık’ta, 2009 yılında ACL2 ameliyatı geçirdiği dizine aldığı vahşi bir darbe sonucu, LCL sakatlığı yaşadı ve takım doktorunun izin verip vermediği spekülasyonlarıyla beraber sadece bir hafta oynamayıp, sahalara geri döndü. Akabinde, Seattle Seahawks’a karşı playoff maçını kaybetme arifesinde, kendini geriye doğru adımlarken, herhangi bir darbe almadan, aynı dizi, amiyane tabirle, eline aldı. 9 Ocak’ta ACL ve LCL ameliyatları olarak, çaylak sezonunu tamamladı. Henüz resmi bir maçta oynamadan, yaptığı reklam anlaşmalarıyla, NFL tarihinin en çok kazanan çaylağı olan, bunun üstüne müthiş bir çaylak sezonu geçirip, pek çok çaylak QB rekorunu tarihe gömen RGIII’nin sezonu, pek çok soru işaretiyle sona erdi. Amerikan spor medyasını az çok takip eden herkesin tahmin edebileceği gibi, geçtiğimiz yazın en büyük meselesi, RGIII’nin dizinin durumuydu.

Ulusal televizyonların yakın markajında geçen rehabilitasyon süreci, insanların sinirini bozmaktan başka bir işe yaramıyordu. Üzerine, bir önceki sezon, belki de sahip olduğu işin bir numaralı güvencesini sahaya sürmekten sakınmayan koç Mike Shanahan’ın, RGIII’yi hazırlık maçlarında oynatmama ısrarıyla, spekülatif yorumlarla bezeli bir yaz sezonu geçirdi, Redskins. Neredeyse bir yıldır resmi ya da hazırlık maçında oynamamış, henüz 1990’lı olmasına rağmen, aynı dizinden çok ciddi iki ameliyat geçirmiş ve oyun stili korkusuzluk ve atletizmle doğrudan ilişkili bir adamın nasıl performans sergileyeceği konusunda atıp tuttu, yorumcular, bütün hazırlık kampı ve maçları süresince.3 Bütün bu spekülasyon ve belirsizliklerin ardından, RGIII 2013 sezonuna felaket başladı. Ligin en kötü takımlarından Oakland Raiders’a karşı alınan galibiyet olmasa, 4 maçta 4 mağlubiyet ile sezona başlayacak olmanın yanında – ki o maçta da, Raiders’ın çaylak QB’si ve iki sonraki yazıda lafı geçecek olan Terrelle Pryor oynamadı – onu RGIII yapan birtakım şeyleri henüz sahaya getiremedi. Attığı paslardaki tutarsızlık, sahalardan uzak kaldığı dönem düşünülünce çok da anormal değil ve düzelecektir, zamanla. Ancak, geçen sezon, 15 maçta maç başına 8 koşu denemesi yapan ve bunlarda ortalama 6.8 yard mesafe kat eden Griffin, bu sezon ilk 4 maçta, maç başına sadece 4.5 koşu denemesi yaparken, ortalama 4 yard mesafe kat edebildi.

Karşılaştığı takımlardan sadece Green Bay Packers’ın koşu oyunlarına karşı elit savunması olmasının haricinde, RGIII’nin koçlar tarafından korunduğu da bir gerçek. Hücum çizgisi oyuncularının arkasına doğru, gardların klasik dizilişte oyuna başladığı noktalardan dikey bir çizgi çizerseniz, arada kalan alana “pocket” denir ve Redskins hücum koordinatörü, baş koçun oğlu Kyle Shanahan’ın, ilk dört maçta RGIII’yi klasik bir “pocket passer” olarak kullanmaya çaba sarf ettiği görüldü. Pas oyunlarına zaafıyla bilinen koç Rob Chudzinski’yi takımın başına getiren Browns’tan sonra en çok pas oyunu deneyen takım, Redskins. Buna karşın, geçen sezon NFL’in en çok koşu oyunu deneyen takımıydılar. RGIII’yi korumak adına yaşanan bu değişim, rakip savunmaların da tabii ki dikkatini çekiyor ve Redskins hücumunun bocalamasına, dolayısıyla da RGIII’nin istatistiklerinin vasat noktaya gelmesine neden oluyor. Kaçırdığı onca zamandan sonra, çok alçağa (underthrown) ya da yükseğe (overthrown) attığı paslar da eklenince, ligin orta sıralarında seyreden hücum istatistikleri ortaya çıktı, Redskins adına. Ancak, bütün bunlardan daha önemlisi, sezon açılış maçında Eagles’a karşı ve kazandıkları Raiders maçında gördüğüm kadarıyla, geçen sezon çok daha korkusuzca, duruma göre insiyatif kullanıp koşular yapan RGIII, kendini sakınarak oynuyor, şu ana kadar.

Tutucu koşuculuk4, henüz kariyerinin başındaki RGIII’nin, özellikle geçirdiği sakatlıklardan sonra, izlemesi gereken en mantıklı yol gibi. Ancak, bu durum da kendisini, çaylak sezonunda gördüğümüz olağanüstü adamdan, herhangi bir vasat-iyi QB seviyesine çekti, şu ana kadar. Maçsız geçirdiği bu haftadan sonra, paslarında daha istikrarlı bir hale gelecektir; ancak kafasında yaşadığını düşündüğüm ikilemi kendi lehine çevirip çeviremeyeceği, bu ve Redskins’in yine “cap penalty” ile yüzleşeceği gelecek sezondaki başarısını etkileyecek. Bütün bunların yanında, etrafındaki adamların da RGIII’yle ilgili süre gelen tartışmalardan etkilendikleri ortada. Geçen sezonun flaş ismi Alfred Morris’in, her zaman tutarlı bir oyuncu olmuş Pierre Garçon’un ve genç pas tutucu Leonard Hankerson’ın, neredeyse her maçta yaptığı türlü türlü bireysel hataların sebebi için başka bir neden bulamıyorum. Sezon kapatıcı birden çok sakatlık yaşamadığı takdirde, RGIII’nin şampiyonluk kazanmadan emekli olması büyük sürpriz olur. Lakin, bunun gerçekleşmesi için en az birkaç sezon geçmesi, takım arkadaşlarının ve hatta saha kenarındaki isimlerin değişmesi gerektiğine inanıyorum.


Sonraki yazı: Bu aslında RGIII vs. Luck olacaktı; ama 1000+ kelimeye ulaştım bile, uzatıp da sakıza çevirmektense, birkaç güne Luck’ı yazarım. Ondan sonra çaylak QB’leri bir yazıda geçerim diye planlıyorum.

  1. 2012 Draft’ının 2 numaralı seçim hakkı, St. Louis Rams’e aitti; ancak hali hazırda Sam Bradford gibi, henüz vazgeçmek için çok erken olan, bir QB’ye sahip olan Rams, bu hakkı markete saldı. 2012 Draft’ından 1. ve 2. tur, 2013 ve 2014 Draft’larından da 1. tur haklarını vererek, Redskins kazandı RGIII piyangosunu. Bu hak için teklif veren diğer takım ise Cleveland Browns idi. Takımın o zamanki başkanı Mike Holmgren, Redskins’in teklif ettiğinden daha iyi bir teklif verdiklerini iddia etse de, Cleveland şehri işin içinde olduğundan inandırıcılıktan pek bir uzak, eski başkan. Cleveland şehri demişken; vazgeçilemediği için bu takasın yattığı iddia edilen, 2012 Draft’ı ilk tur, 3. sıra seçimi Trent Richardson, daha 20 maç sabredilmeden, 2014 Draft’ı ilk tur seçim hakkı karşılığında, Indianapolis Colts’a takas edildi… []
  2. Bunlardan hiç anlamıyorum. Diz çapraz bağı sakatlığı diye tahmin ediyorum, yaptığım kısa süreli araştırmalara istinaden. Spor hekimi olmayıp da okuyanlar kusura bakmasın. İleride bir de LCL var, ona LCL deyip geçeceğim. O da diz yan bağı, anladığım kadarıyla… []
  3. Bu noktada araya gireyim. 2010 yılında (lock out’tan önceki sezon) mevcut CBA’in süresinin dolması sebebiyle, salary cap sınırlamasının olmadığı bir sezon oynandı. Bu sezonda, ilk yılları yüklü kontratlar yaparak çakallık yapan Redskins ve Dallas Cowboys, yeni CBA’in imzalanmasının ardından birtakım cezalar aldılar. Cap penalty diye sınıflandırılan bu cezalar yüzünden, Redskins bu yaz sezonunu herhangi bir çarpıcı oyuncu transferi yapamadan geçirdi. Bütün hadisenin RGIII’nin etrafında dönmesinin bir sebebi de bu olabilir. []
  4. Conservative rushing: QB’ler bir takımın canı ciğeri olduğu için; insiyatif alarak koştukları oyunlarda da, hücum setinin bir planı olarak koştukları oyunlarda da, birinci hakkı kazanıp kendilerini yere bırakmaları ya da sahanın dışına çıkmaları beklenir. Michael Vick’le başlayan ve bu yazı dizisinin de bir noktada ilham noktası olan, yeni nesil QB’ler, bu beklentinin dışında hareket ettikleri için sıkça eleştirilirler. RGIII’nin yaz boyunca, “conservative” koşması yönünde telkinler aldığı da farklı yerlerde sıkça dile getirildi. []
[fbcomments]