Skip to content

Takım Elbiseli Sanatçı: Xabi Alonso

"Sana nasıl hatırlanacağını söyleyeyim mi?" diye ekliyor muhabir. "Hem saha içinde, hem de saha dışında şık bir oyuncu olarak, herkese örnek olarak."

21 Nisan 2012 akşamı, Barcelona’nın Camp Nou stadı. Real Madrid’li bir oyuncusun. Takımın tarihin en iyi ekibini 10. denemesinde ikinci defa yenmiş. Artık şampiyonluk uzak bir hayal değil, gerçek. Muhtemelen soyunma odasında ve sonrasında partilerin en büyüğü var. Ama bir adam, “Portekizli çetesi” veya “Gurbetçiler” ile birlikte delirmek yerine Camp Nou’nun tribünlerine çıkıyor, çimleri izliyor dingince. Kulaklarında da Belle and Sebastian var.1 Ortalama bir futbolcunun yapacağından çok farklı, değil mi? Xabi Alonso da ortalama bir futbolcu değil zaten.

Xabi Alonso için, “Gelişiyle Steven Gerrard yang’ini bulmuş yin gibi oldu” yazmışlığım vardı zamanında.2 Rafael Benitez’in gelişiyle sınıf atlayan Liverpool’un kaydettiği aşamanın önemli bir kısmının bu Bask maestronun mahir ayaklarından kaynaklandığı bir sır değil. Xabi, çevresindekilerin oyununu bir basamak yukarı çıkartabilen, sadece kendi işine bakmayıp herkes için işleri kolaylaştıran o özel oyunculardan. Özel, çünkü Xabi futbol gibi 10-15 yılda kendini gösterip dünyalığını yapman gereken bir işe sahip olup öne çıkma hırsı olmayan, nadir bir karakter. En iyi oynadığı maçta bile Xabi Alonso’nun sivrildiğini görmezsiniz. Dikkatli bir göz gerekir onun incelikli orta saha performansının değerini anlamak için. 2004-2009 arasındaki Liverpool’un ve günümüz Real Madrid’inin pas trafiğini işleten, hücumların ilk tetikleyici paslarını atan mükemmel bir oyun kurucu o. Aynı zamanda takım savunmasının da merkezinde olan, iki ceza sahası arasında mekik dokumaktan bıkmayan, en ileridekilerle en geridekiler arasındaki görünmez halatları tutan bir denge noktası.

“Denge” belki de anahtar kelime. Xabi Alonso’yu böylesine değerli yapan, uçları birleştirmekteki yeteneği. Hücuma güç, savunmaya zarafet katan bir adam o. Alttan kalan dersleri olmasına karşın bir gün bitirmeye kararlı olduğu İşletme bölümünün gerektirdiği teknik çözümleri kolaylıkla bulabilmesi, diğer yandan da futbolun keyif verici yanını da şiirsel bir estetik duygusuyla yapmasına olanak tanıyan entelektüelliği. Xabi Alonso’yu Twitter’dan takip ediyorsanız, ilk paragrafta bahsettiğim tarzda rafine zevklerine birinci elden tanıklık etmişsinizdir. Mad Men, The Wire veya Dexter gibi dizileri takip eden,3 Clint Eastwood filmlerini seven, Coldplay konseri için şehir dışına seyahat eden, James şarkıları paylaşan, hatta efsanevi blues’cu Solomon Burke’ün öldüğü gün üzüntüsünü belli eden bir futbolcu Xabi. Biraz derine inip yaptığı röportajları karıştırdığınızda favori kitabının The Great Gatsby olduğunu, en sevdiği filmler arasında The Great Escape ve The Shawshank Redemption’ı saydığını, Liverpool’da bir Echo & The Bunnymen konserine (ve kimbilir daha neler nelere?) gittiğini öğrenebiliyorsunuz.

Bir futbolsever olarak elbette benim de kahramanlarım var. Steven Gerrard’dan Matthias Sammer’e, Bülent Korkmaz’dan Brian Laudrup’a, Steve McManaman’dan Robbie Fowler’a. Fakat hayran olduğum müzisyenlerin, yönetmenlerin aksine hiçbir zaman bu kahramanlarımla tanışmayı hayal etmedim. Bazen kahramanlarınız onları sevdiğiniz yerde kalmalıdır. Bunu kendisine “Elvis’le tanıştınız mı? Tanışmayın, büyük hayal kırıklığı” denmiş olan John Lennon da iyi bilir şüphesiz. O yüzden Steven Gerrard’la Liverpool One’da Nando’s’ta beraber yemek yediğimi hayal etmiyorum. Ama Xabi Alonso öyle değil. O, gerçekten tanısam arkadaş olabileceğimi hissettiğim çok nadir gruba giren bir futbolcu. “Ben,” diyorum ona dair yeni bir şey öğrendiğimde, “futbolcu olsam böyle bir hayat yaşardım.” “Sahadaki ben” diyorum ona bu yüzden, ve bu yüzden Steven Gerrard’ın da itiraf ettiği üzere gidişiyle perişan ettiği Liverpool’da oynamamasını sorun etmiyorum. Eşi Nagore’yle takım arkadaşlarının aksine şehir dışındaki villalarda değil, Madrid’in tam göbeğinde oturuyor olması, Londra hayranlığı, izlediği filmler, yaşadığı şehir hayatı, “Demek ki biraz da bu hayatı yaşamak istedi” dedirtiyor bana.

“Futbolu bıraktığında nasıl hatırlanmak istersin?” diye soruyorlar Xabi Alonso’ya. “Bilmem, bunu kendime asla sormadım” diyor. “Komple bir futbolcu olarak, tamam belki komple olmasa bile sahada iyi bir tavrı olan ve saygılı biri olarak.”

“Sana nasıl hatırlanacağını söyleyeyim mi?” diye ekliyor muhabir. “Hem saha içinde, hem de saha dışında şık bir oyuncu olarak, herkese örnek olarak.”

“Eğer doğruysa, bununla gurur duyarım,” diyor Xabi.

Bu doğru Xabi. Aynen böyle hatırlanacaksın.

  1. https://twitter.com/#!/XabiAlonso/status/193805407997788161 []
  2. http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=7582772 []
  3. “Dexter”, Pepe Reina’nın ona taktığı bir lakap ayrıca. []
[fbcomments]