Skip to content

Gonzo

Hunter S. Thompson, zamanın ruhunu taşaklarından yakalayan adam.

He who makes a beast of himself gets rid of the pain of being a man.” Dr. Samuel Johnson1

Hunter Stockton Thompson’ı geç tanıdım. Hells Angels kitabını yazıp Amerika’da adından ilk kez söz ettirdiği vakit babam lise çağındaydı. ESPN Page2’da yazıyordu kendisiyle ilk kez karşılaştığımda, adıyla ne kadar acayip bir adam olduğunu haykırıyordu, emerik, Anglosakson isimlerinin büyük çoğunluğunun anlamları olmaz genelde o yüzden Hunter ismi bir garip geldi, Stockton bizim sularda mühim bir şahsiyetti ki halen öyledir.

Politika ve spor üzerine yazardı doktor daha çok, edebiyat ve müzik göndermeleri yapardı yazılarında, yazıları hızlı akardı hayatı gibi ve yazılarının bir melodisi vardı, yazıya döktüğü sesler anlamlarına bakmadan da kulağa hoş gelirdi. Müzik onun için çok önemliydi.2 Kumarı ve spor bahislerini severdi. Yazılarından çok kişiliği ya da alter egosu Raoul Duke ortadaydı. Profesyonel yazarlığının yanında, Rolling Stone dergisinin editörlerinden Timothy Ferris’in dediği gibi profesyonel bir içiciydi, narkotik bir edebiyatçıydı, horoyinden kokoyinden gayrı adını bilmediğimiz maddeleri anlatırdı. Beyninin karanlık noktalarına dalıp ordan çıkardığı kumları bize gösterirdi. Oralara giden çoğunluktan farkı bize geri bir şeyler getirmesiydi. Absürtlükte çok ilerideydi, komik adamdı, sevdiğim yazarlar için olmazsa olmaz bir durum bu. Jefferson Airplane’i çok severdi, Bob Dylan’a saygı duyardı, Mr. Tambourine Man’e hastaydı, Big Sur’da Joan Baez ile komşuluk yapmıştı. Jack Nicholson, Bill Murray, Johnny Depp kankasıydı ona “Albay” diye hitap ederdi. Muhammed Ali hemşerisiydi, Depp de Kentucky’de büyümüştü. Şimdinin Demokratik Kongo Cumhuriyeti olan Zaire’ye Ali – Foreman maçını izlemeye gidip maçı ıskalamayı başarmıştı, great success, otelin havuzunda kafayı bulup öyle kalmıştı. Hobileri arasında ormanda kafabinbeşyüz Nazi avlamak vardı. Richard Nixon’a uyuz olurdu, daha sonraları George W. Richard’ın tahtını salladı, dördüncü Reich dedi Amerika’ya Lil George zamanında. Fear and Loathing’de de Las Vegas’taki bir sirk için “eğer Naziler savaşı kazansaydı dünya böyle bir yer olacaktı” demişti. Gazetecilerden nefret eden Hells Angels motosiklet çetesini kafaladı. Çete ile o kadar kanka olmuştu ki, oğlu bebekken herifler evlerine gelip takılıyorlardı. Bir sene onlarla takıldı, motosiklet sırtında yolculuk etti ve bir kitap yazdı, kitap çok tutunca çete Hunter’dan para istedi, o da bunu kabul etmedi, bunun üzerine herifler gidip ağzını burnunu laaaaps diye kırdılar Hunter’ın, eğer bir çete mensubu Hunter’ı çekip çıkarmasaydı ölecekti. 60’ların ikinci yarısında ve 70’lerde zirvesindeydi, zamanın ruhunu taşaklarından yakalamıştı. Yazı işinde bir rockstar oldu. Yaşadığı her yerden atılmış biri olarak en sonunda Woody Creek, Denver’da bir ev satın aldı, hayatının sonuna kadar orada yaşadı, bahçesinde atış talimleri yaptı, varillere patlayıcı kimyasallar yerleştirip onlara ateş ederek havaya uçurmaya bayılırdı, “çocuklar bunu evde sakın denemeyin” isimli Amerikan geyiğini besledi büyüttü, ona çok iyi baktı. Woody Creek’e yerleştikten sonra şerifliğe aday oldu Freak Power isimli hareketiyle, başta ciddiye alınmadı, sonra kazanabilecekleri fikri ilk kez ortaya atıldı Fikret Bey, Amarika’nın damarına bir daha bastı, demokratlar ve cumhuriyetçiler birleştiler, bir ayağı çukurdaki insanları tekerlekli sandalyelerle oy kullanmaya getirdiler ve Freak Power seçimi kaybetti 1500’e karşı 1065 oyla. 1955 yılında “Open Letter To The Youth Of Our Nation”da (Ulusumuzun Gençliğine Açık Mektup) mevzuyu erken çaktığını gösterdi, Amerikan rüyasının ortasına doğmuş biri olarak o rüyanın dökülen boyalarını ömrünün sonuna kadar kazıdı, vicdanlı bir kovboydu. Fear and Loathing in Las Vegas bu kazıma işlemini yaptığı en popüler eseriydi, belası oldu, her yazdığı onunla kıyaslandı. Tornadan çıkma ortalama bir Amerikalı’nın hezeyanlarıyla hunharca taşak geçti. Raoul Duke Dr. Gonzo’ya şöyle diyordu Fear and Loathing’de: “You have no faith in the essential decency of the white man’s culture.3

Samoalı avukatım dediği, yol arkadaşı Oscar Zeta Acosta ile Aspen’de tanıştı, şeriflik yarışında Acosta yanındaydı, Las Vegas tribinde de oradaydı Acosta, Fear and Loathing’de Benicio del Toro Samoalı avukatı (Dr. Gonzo) canlandırdı. Birbirlerini tamamlayan bir ikili oldular. Hunter’ın patlayıcı ve uyuşturucu sevdası Acosta’da da vardı, sabah mahkemede temsil edeceği müvekkilleriyle gece LSD tüketip molotof kokteylleri atan bir adamdı. Fear and Loathing basılmadan önce “135 kiloluk Samoalı” sıfatına uyuz olup basılmaması için tehditler savurdu, daha sonra arızayı kesti. 1974’te Acosta tahminen Meksika civarlarında ortadan kayboldu, başına ne geldi bilemiyorum Altan. 1977 yılına kadar Acosta ortaya çıkmayınca arkadaşı şerefine bir yazı yazdı Rolling Stone’a. Yazının sonlarına doğru hünerini konuşturdu yine: “Oscar was one of God’s own prototypes – a high powered mutant of some kind who was never even considered for mass production. He was too weird to live and too rare to die – and as far as I’m concerned, that’s just about all that needs to be said about him right now.4 Kanun dışı bir adamdı Thompson, bundan gocunmuyordu bunun için de çabalamıyorum diyordu, kanun dışı olmak suçlu olmak, kanuna karşı olmak değil diyordu, sadece o kanunların dışında olmak anlamına geliyordu onun için. İskandinav tarihine uzanan bir geçmişi olduğunu söylüyordu bu sözün, kanun dışı ilan edilenler Grönland ve İzlanda’ya sürgüne gönderilirmiş toplumdan dışlanıp.

Güney Amerika’da takıldı hatrı sayılır bir süre, The Rum Diary de Güney Amerika yıllarından kalma bir eserdir, uzunca bir süre basılmadı, 1998’de Fear and Loathing in Las Vegas sinemaya uyarlandıktan sonra o gazla bu basılmamış romanı yayımladılar. Saigon’a da gönderildi Vietnam savaşı sırasında. 1968’de Chicago’da Demokrat Parti kongresi olurken dışarda patlayan olayların ortasındaydı ve kafasında bir Amerikan futbolu kaskı vardı. Korku ve nefreti iliklerine kadar hissetti, politik olarak daha aktif olması o olayın sonrasına denk gelir. İlk karısı “Hunter’ı 19 yıllık birlikteliğimiz boyunca iki kez ağlarken gördüm” dedi, biri Chicago sonrası, diğerini bilemiyorum Altan. Gonzo gazeteciliğin babasıydı objektiflik denen şeyin traş olduğunu gözümüze gözümüze soktu, olayın içine girdi sonra girdiği kadarından gördüğü kadarıyla, yaşadıklarına dayanarak anlattı. Memleketi Kentucky’deki at yarışlarını yazmaya daha sonra yakın arkadaş olacağı Ralph Steadman’la gitti ve Gonzo resmen başlamış oldu. Gonzo kelimesinin etimolojisi de muamma bu arada. Yarın buna bakalım Mehmet Fuat.

San Francisco’da da yaşadı elbette, Allen Ginsberg’le arkadaş oldu, Ginsberg’i Hells Angels ile tanıştırdı. Oğlu Juan iki yaşındayken, Ginsberg Thompson ve oğlu aynı arabadadırlar, Ken Kesey’nin tekkesi civarlarında, polisin etraftaki kalabalığa sert müdahale ettiğini, Kesey’nin tekkesinden çıkanları tutukladığını görürler, ortalık şimdi böyle karıştıysa daha da beter olacak diye düşünür Thompson çünkü o an orda olması gereken Hells Angels çetesi ortalarda değildir. Ginsberg “bir şeyler yapmamız lazım” der, Thompson da elbette bunu onaylar, sonra polislere yaklaşırlar, Thompson gazeteci kimliğiyle mevzuya giriş yapar ve “ne var ne yok” mealinde şeyler söyler, o sırada polisin yaydığı kötü titreşimleri uzaklaştırmak için Ginsberg “Ooom” çekmektedir tüm Budistliğiyle, sadece “Om” başka bir söz yok. Polis de elbette “siz ne ayaksınız lan” deyince onlar da “Biz bar işletiyoruz” demezler, Hunter Ginsberg’in neden böyle yaptığını polise açıklar. Daha sonra polis arka koltukta uyuyan çocuğu görüp “bu ne lan?” diye sorar, “oğlum amirim” der Thompson da. Polis makul bir adamdı da bize arıza çıkarmadan yolladı diye anlatır Hunter bu olayı. “It never got weird enough for me5 lafı Hunter Thompson’la alakalı her anıda “evet doğru demiş” dedirtiyor.

Where the Buffalo Roam, Fear and Loathing in Las Vegas ve daha taze olan The Rum Diary, Hunter Thompson’ın sinemaya uyarlanmış halleri. Where the Buffalo Roam’da Hunter’ı Bill Murray oynuyor, Fear and Loathing için Johnny Depp Hunter Thompson’la bir süre takılmış Woody Creek’te, daha sonra filmde görüldüğü üzre içine Hunter kaçmış. Owl Farm’da Hunter’la kaldığı ilk günlerde Depp yatak odasına gider, bir sigara tiryakisi olan Depp sigarasını yakar, yanındaki sehpada garip tozlar görür, sonra Hunter’ı çağırır bu ne lan diye. O tozlar Hunter’ın evde kaybettiği dinamit lokumlarının parçaları çıkar. Yine “it never got weird enough for me”.

1980’lerde doktorluğunun yanında müdür de oldu, bir striptiz klubü/seks tiyatrosunun gece müdürlüğünü yaptı. Elbette baskınlarla ve polislerle uğraştı. 1990 yılında yine mahkemelik oldu, evine gelen porno yapımcısı bir kadın Hunter’ın kendisini dövdüğünü ve tecavüz ettiğini söyledi, uzunca bir mahkeme sürecinden sonra aklandı. Ha bir de George McGovern’la çalıştı Richard Nixon’a karşı başkanlık yarışında. Yani olaylar olaylar.

Hunter S. Thompson bir karşı kültür ikonu haline geldi, yazdığı karakteri oynaması bekleniyordu her yerde ve o da buna uyuyordu. Konuşma yapmak için davet edildiği bir yerde sahnede yangın söndürücüyü patlattığı için ceza yiyor ve kendisine bunun nedenini soran Timothy Ferris’e “I thought it was expected of me6 diyor.

Geçmiş zamanın muhakemesini cillop gibi yapmıştı. Ayrıca kehanetleri de çıkan bir adamdı her baba yazar gibi. Son döneminde, 11 Eylül olayından bir gün sonra yayımladığı yazıda, o günden bugüne bize anlatılan teraneleri 2 sayfada özetlemişti.

Kuvvetli bir vücudu olmasına rağmen o vücut beyninin gerisindeydi. Vücudunu kullandığı maddelerde zorlamasının haricinde sağlam bir motosiklet kazası vardı geçmişinde. Yaşı ilerledikçe tabii ki daha zor bir hal alıyor böyle başına buyruk bir adam için hayat vücudundaki hasarların izleriyle.

***

Hunter Thompson Amerika’nın güneyinde, beyazların büyük çoğunluğunu oluşturduğu, ırkçı bir yerde büyüdü, klişe orta sınıf bir Amerikan ailesinde. Kağıt üzerinde hayat güzeldi, konformizm davetkardı, kendi bölgesinin elitlerinin arasına girmek ekonomik olarak imkansız olsa da yazarak onların arasına girdi, daha sonra şutlandı elbette onlardan olmadığı için. Ölümcül bir hastalık sebebiyle babasını kaybettikten sonra hayatta her şeyin kontrol edilemeyeceğini ve planlanamayacağını birinci elden tecrübe etmiş oldu. Hava kuvvetlerine katıldı, elbette ordu ona göre bir yer değildi. Kendisinden bir canavar yarattı acıyla baş edebilmek için, otoriteyle problemi vardı ve otorite dünyada etkisini gittikçe arttırıyordu, hep bunu anlattı.


Haso bir Amerikalı olan Hunter Thompson memleketinin ideallerini ve futbolunu çok severdi, her sene Şubat ayında futbol sezonu bittiğinde bir depresyona girerdi. 16 Şubat 2005 tarihinde el yazısıyla karısı Anita’ya şu notu yazdı:
Football Season Is Over
No More Games. No More Bombs. No More Walking. No More Fun. No More Swimming. 67. That is 17 years past 50. 17 more than I needed or wanted. Boring. I am always bitchy. No Fun — for anybody. 67. You are getting Greedy. Act your old age. Relax — This won’t hurt.7

2005 yılının 20 Şubat Pazar günü saat 17:45’te8 öldü, 67 yaşındaydı, ne zaman öleceğini biliyordu tıpkı eskiden çok sevdiği Ernest Hemingway gibi.

Karısı Anita Thompson o sırada The Aspen Club adındaki gymspazartzurt tesislerindeydi, yoga yapmaya gitmişti, ölmeden önce Hunter’la konuşan son kişiydi, Hunter telefonda ondan tekrar özür diledi bir gece önce kendisine tüfek doğrulttuğu için araları bozuktu. Anita’yı eve çağırdı ESPN Page 2’ya yazdığı yazı üzerinde çalışmak üzere, sonra telefonu bıraktı kapatmadan, bir tıkırtı duyuldu sonra bir el silah sesi 45 kalibrelik Smith & Wesson marka tabancadan. Hunter da Hemingway gibi kafasına sıktı. Yan odada oğlu, gelini ve altı yaşındaki torunu vardı. Bir şeylerin yere düşüp ses çıkardığını düşündüler tedirginlikle, ama karanlık taraf ağır bastı, Hunter’ın da çekici olan tarafı karanlık tarafıydı, tedirginliklerinde haklıydılar.


Oğlu Juan Hunter’ın intihar ettiği odaya koştu. Babasını daktilonun başında ölü olarak buldu. Daktilodaki sayfada “counselor” yazıyordu. Dolaptan bir tüfek aldı, bahçeye çıktı, havaya üç el ateş etti babasının şerefine.

Hunter Thompson’ın vasiyeti üzerine 47 metrelik bir kule dikildi tepesine Ralph Steadman’a çizdirdiği iki başparmaklı ve ortasında peyote figürü olan Gonzo yumruğu  konuldu. Bu işler Johnny Depp’in sponsorluğunda yapıldı. Bu kule aslında bir toptu. Hunter Thompson’ın külleri 20 Ağustos 2005 günü bu kulenin tepesinden gökyüzüne Mr. Tambourine Man ve Spirit in the Sky eşliğinde ateşlendi. Res ipsa loquitur

Dr. Hunter S. Thompson 18 yaşındayken şöyle yazmıştı: “So we shall let the reader answer this question for himself: who is the happier man, he who has braved the storm of life and lived or he who has stayed securely on shore and merely existed?9
R.I.P. Dr., Mahalo

  1. “Kendisinden canavar yaratan biri insan olmanın acısından kurtulur.” Dr. Samuel Johnson []
  2. Music has always been a matter of Energy to me, a question of Fuel. Sentimental people call it Inspiration, but what they really mean is Fuel. I have always needed Fuel. I am a serious consumer. On some nights I still believe that a car with the gas needle on empty can run about fifty more miles if you have the right music very loud on the radio.” (Müzik benim için her zaman bir Enerji mevzusu oldu, bir Benzin meselesi. Duygusal insanlar buna İlham derler fakat aslında demek istedikleri Benzindir. Ben her zaman benzine ihtiyaç duymuşumdur. Ben ciddi bir tüketiciyim. Bazı geceler benzin ibresi dipte olan bir arabanın eğer radyoda doğru müzik varsa 50 mil daha yol gidebileceğine inanırım.) []
  3. Beyaz adamın kültürünün özündeki ahlaklılığa hiçbir inancın yok senin. []
  4. Oscar Tanrı’nın kendi prototiplerinden biriydi, toplu üretimi hiç düşünülmemiş çok güçlü bir mutant türü. Yaşamak için fazlasıyla garip, ölmek içinse fazlasıyla nadir bir tipti. []
  5. Olay benim için hiç yeteri kadar garipleşmedi. []
  6. Benden bunun beklendiğini düşündüm. []
  7. Futbol sezonu bitti.
    Bundan sonra maç yok, bomba yok, yürümek yok, eğlence yok, yüzmek yok. 67. 50’den 17 fazla. İstediğimden ya da ihtiyacım olandan 17 fazla. Sıkıcı. Her zaman şirretim ben. Eğlence yok – hiç kimse için. 67. Aç gözlü oluyorsun. Yaşının ağırlığına göre davran. Rahatla – Acıtmayacak. []
  8. Bu bilgiyi http://www.youtube.com/watch?v=f2AnqaocsI0 adresindeki belgeselden aldım, Wikipedia da 17:42 diyor, ne önemi var, yok. []
  9. Okurun bu soruyu kendisi için cevaplamasına izin vermeliyiz: Hayat fırtınasına cesaretle göğüs gererek yaşayan mı yoksa kıyıda güvenle yaşayıp zar zor varolan adam mı daha mutludur? []
[fbcomments]