Skip to content

Yükseltin Tavan Kirişini Film Manyakları

Bu insanlar mesela siz Nuri Bilge Ceylan filmleri üzerine tartışmalarda bulunurken eski videocularda Hentai yahut Spaghetti Western filmleri ararlar.

Eskiden yaz sezonu gelince bir sakinlik çökerdi salonlara. Hatta o yıl vizyona giren dikkat çekici yapımlar yaz döneminde tekrar vizyona girerdi. Ama asıl yoğunluk erotik filmler nezdinde yaşanırdı. Sebebini hâlâ bilmiyorum ama eskiden yaz ayları demek erotik film demekti. Örneğin Tinto Brass sinemasını takip etmek için yaz dışında bir seçeneğiniz yoktu. Tinto Brass’ın 3-4 filmi birden yaz aylarında gösterime girebilirdi. Hatırladığım kadarıyla ülkemizde gösterime giren son Tinto Brass filmi Senso 45 idi. Bu olay da on küsur sene öncesine tekabül ettiğine göre epeyi bir zamandan bahsediyoruz.

Doksanların başında yaşanan ve biz yetişemesek de bir efsane olarak anlatılan bir olay vardır. Olay, 11 Gün 11 Gece (Undici Giorni, Undici Notti) adlı bir film. Söylenenlere göre bu film bir yaz döneminde gösterime girmiş ve öyle bir ilgi görmüş ki o yılın en çok izlenen filmlerinden biri olmuş. Ama erotik filmler legal sayılamayacak yöntemlerle ve bir tahkikattan geçmeden gösterime girdiği için kesin rakamı hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Sadece erotik filmler de değil aslında, bazen sadece içinde birkaç sevişme sahnesi barındırdığı için Lucia (Lucía y el sexo) ya da Aşka Özlem (Too Much Flesh) gibi kalburüstü sanat filmleri de yazları seyirciyle buluşurdu.

Böyle geçen yılların ardından bir şey oldu. Bir yaz, tam tarih vermek gerekirse 2002 yazında Hollywood bombayı patlattı ve en iddialı filmlerden bazılarını yaz aylarında vizyona sokmaya karar verdi. İlk seçim ise Sam Raimi’nin elinde müthiş bir uyarlamaya dönüşen Örümcek Adam’dı. O yazı hatırlayanlar vardır. Şortuyla hatta bikinisiyle filme gelenler, salon içinde mayosundan kum dökenlerle birlikte tıklım tıklım Örümcek Adam izlenmişti salonlarda. Hollywood bu riskli karardan müthiş bir finansal geri dönüş alınca ertesi ay da Siyah Giyen Adamlar II’yi vizyona sokmuş ve dananın kuyruğu kopmuştu. 2002 yazından beri bütün yaz sezonlarında mutlaka birkaç iddialı Hollywood filmi gösterime giriyor. Batman serilerinden tutun X Men’e yahut Matrix serisinden tutun Harry Potter filmlerine kadar bütün uygulamalar başarıyla sonuçlandı ve hem salon sahiplerinin hem de dağıtımcı firmaların kamplarında yüzler güldü.

Ama. E aması olacak tabii. Bütün bu atraksiyonun içinde o bir avuç izleyiciye ulaşan ve özellikle İtalyan menşeli olan erotik sinema salonlardan çekildi. Seks filmleri üzerine yoğunlaşan sinema salonları zaten 2000’li yılların ikinci yarısıyla birlikte sona ermişti. Ama en azından yaz aylarında bu kült filmlerin gösterime girmesini bekleyen bir avuç izleyici vardı. Hatta bu beklenti üzerinden çeşitli internet forumlarında bir kültür oluştuğunu bile iddia edebilirim.

Bu erotik sinema takipçilerini iki ayrı gruba ayırabiliriz. 1- Okuldan kaçan liseliler ya da işi gücü olmayan adult bireylerden mürekkep ve gerçekten de cinsel bir amaçla bu filmlere giden kişiler.  2- Bu tarz filmleri arşivine katmaya çalışan ve her sahnesini ezberleyen film manyakları. İkinci seçenektekiler ruh halleri de problemli olan insanlar olduğu için ve kendimi de onlardan çok ayırmadığım için biraz film manyaklarından bahsetmek istiyorum.

Film manyakları kavramı bir tür alternatif olarak seksenlerde ortaya çıkmıştı. Alternatifi olduğu şey ise hâlâ sapasağlam ayakta olan sinefil kültürüydü. Yıllar içinde kavram birçok yere çekilse de, çıkıp üç beş film izleyen tipler bile kendine “film manyağıyım ben ya” demeye başlasa da hâlâ geçerliliğini koruyor.1 Film manyaklarının gözle görünür olmasını ve akabinde ciddiye alınmasını sağlayan ilk isim ise Quentin Tarantino oldu. Sinemayı çalıştığı vhs video dükkânında öğrenen ve bugün hâlâ dünyanın en çok film izleyen adamı sayılan Tarantino, B film kültürünü popüler sinemanın bir veçhesi haline getirebilen ilk isim olmuştu.

Film manyağı kavramını çeşitli şekillerde tanımlayabiliriz. Ama olabilecek en basit tanımı şöyle yapılabilir: Filmleri entelektüel bir amaçla değil de bir tutku hatta saplantı düzeyinde takip eden insan türü. Bu insanlar mesela siz Nuri Bilge Ceylan filmleri üzerine tartışmalarda bulunurken eski videocularda Hentai yahut Spaghetti Western filmleri ararlar. Kimsenin bilmediği bir Hint erotik filmine başyapıt muamelesi yaparlar. Bruce Lee’nin herhangi bir filmini Bergman’ın tüm filmlerine tercih ederler. Bu arada emin olun Bergman’ın tüm filmlerini de ezbere bilirler. Filmleri eleştirmekten ziyade sadece “izlemiş olmak” gibi bir heves içindedirler. Mesela İtalyan Giallo filmlerini ya da eğitim amaçlı çekilmiş bir Alman soft porno filmini bulmak için yıllarını harcayabilirler. Burada film manyağı için geçerli olan kriter bir entelektüel doyumdan ziyade hazdır.

Hatırlıyorum, lisedeyken bir forumda Murat adında bir adamla tanışmıştım. Yaklaşık 8 yıldır aradığı bir Filipin filmi vardı. 4 saat süren ve şu an adını hatırlayamadığım bu filmin anarşist pornografik bir bilimkurgu olduğunu iddia ederdi. Filmi hiç izleyemedim ama bu “anarşist pornografik bilimkurgu” lafzı tam bir film manyağı tanımıdır. Türlerin tamamen birbirine karıştığı ve herhangi bir mantığın aranmadığı bu filmler torrent sayesinde daha ulaşılabilir hale geldiğinde ise film koptu. Bu inanılmaz bolluk içinde, eskiden sinemalarda erotik filmlerin kuyruklarında göze çarpan isimler bu defa alternatif ya da underground diyebileceğimiz sinema sitelerinde, forumlarında karşımıza çıktılar ve koca bir kültürü güncelleme şansı elde ettiler.

Tabii benim burada yaptığım tanım film manyaklarının sadece belirli bir bölümünü anlatmaya yetiyor. Bahsettiğim bu bolluk içinde eskiden kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış olan sinefil ve film manyakları kavramlarının kesiştiği bir alan oluştu. Sinemanın teorisi ya da tarihi ile hiç ilgilenmeden sadece haz almak için bir sürü film tüketen film manyaklarının arasından daha sonra çok iyi sinema yazarları ve yönetmenler çıktı. Mesela Álex de la Iglesia bu film manyağı yönetmenlerden biridir. Aynı şekilde daha önce ismini andığım Quentin Tarantino, Robert Rodriguez, Simon Pegg gibi yönetmen ve oyuncular da bu kültürün içinden gelip şahane filmler yapmayı başarmışlardır.

Tüm bu ayrışmalar ve kesişmeler içinde film manyağı kavramının bütünüyle hakkını veren insanlar ise sayıları az da olsa varlıklarını sürdürüyorlar. Bu insanlar kavramı somutlaştırarak manyaklığı gerçekten de bir hastalık boyutunda yaşayabiliyorlar. Örneğin iki sokak ötede bir akrabasının cenazesi varken bir filme gitmeyi tercih edebiliyorlar. Favori makinistleri yoksa o filme girmiyor veya makinistleri gelsin diye olay çıkartabiliyorlar. Salonda oturdukları belirli yerler var ve farklı bir yere oturmaları istendiğinde yine ufak çaplı olaylar çıkarabiliyorlar. Kimileri çok büyük saygı görürken kimilerinin aşırı çekingen karakterleri nedeniyle adlarını bile bilmiyoruz.

Söylediklerim bir “yok artık” etkisi yaratmış olabilir. Ama gerçek. Hatta konuyla ilgili çok güzel bir belgesel var: Cinemania.

2

Belgeselde yukarıda anlattığım olaylar dışında bir sürü tuhaflığa tanıklık ediyoruz. New York’da yaşayan beş adet film manyağının anlatıldığı filmde bütün mesaisi film izlemek olan insanlarla tanışıyoruz. Belgesel boyunca o güne kadar gittiği tüm filmlerin biletlerini biriktiren bir kadından, Greta Garbo ile siyah-beyaz bir film atmosferinde sevişmek isteyen adama kadar alabildiğine ilginç karakterlerle karşılaşıyoruz. Mesela Jack adlı karakter uzun uzun size film izlemenin seks yahut aşktan daha iyi olduğunu anlatıyor. Oturduğu koltuğu beğenmeyince neler yapabileceğini gösteriyor. Bill ise aşırı çekingen ve filmler dışında hiçbir hayatı olmadığından ve doğal çevresinin belgeselin diğer dört karakterinden ibaret olduğundan bahsediyor. Harvey daha ziyade Avrupa filmlerine düşkün. Eric ise siyah-beyaz Amerikan filmlerine saplantılı ve bulabildiği tüm Ginger Rogers fotoğraflarını arşivlemiş. Herhangi bir Audrey Hepburn filmini ise en az 100 kez izlemiş. Roberta ise New York film manyakları içinde Kraliçe lakabıyla anılıyor. Gittiği tüm filmlerin biletlerini, festival programlarını, gazete küpürlerini biriktiriyor.

Doğal olarak birbirlerini de tanıyan bu beş kişinin günlük hayatlarından parçalar eşliğinde hayatlarını izliyoruz. Kimisi psikiyatristi ile çetin anlaşmazlıklar yaşıyor, kimisi yukarıda bahsettiğim gibi yakın bir akrabasının cenazesinin olduğu saatte kaçırmaması gereken bir film olduğu için cenazeye gitmiyor, kimisi filme girebileceği son bileti kendisine satmayan bir salon çalışanının boynuna yapışıyor, kimisi de görüşemediği için sevgilisinden ayrılmak zorunda kalıyor.

Yönetmenler Angela Christlieb ve Stephen Kijak bir istismara ya da bir ucube fenomenolojisi içinde aşağılamaya doğru yavşayabilecek dramatik yapıyı bir dengede tutmayı başarıyorlar. Günlük hayatta gerçekten de bir manyaklığa denk gelen ve sıradan bir insanın gözünde bir dalga geçme konusu olabilecek bu hayatlara mesafeli yaklaşıyorlar. Diğer insanlarla bir fiziksel ya da ruhsal bağ kuramayan ya da kurmaya vakti kalmayan bu beş film manyağına neredeyse bir tür saygıyla yaklaşmayı tercih ediyorlar. Ama belgeselin karakterlerle duygusal bir bağ oluşturmamızı sağlayan duygusal anları da var. Mesela Roberta’nın kim bilir kaçıncı kez izlediği bir Katherine Hepburn filmini izledikten sonra ağlayarak filmin sonundan bahsettiği sahne ya da bir çöp evde yaşamasına rağmen bütün derdi zamanında kaybettiği bir Fassbinder Dvd’si olan Eric’in durumları belgeselle bir duygusal bağ oluşturmanızı sağlayabiliyor.

3

Sinemayı herkes sever. Ama film izleme işini gerçek bir tutku haline getiren ve filmleri hayatın bir parçası gibi görmek yerine hayatı filmlerin güzelliğini gölgeleyen bir şey olarak gören insanların sayısı hiç de az değil. Bu durum ne kadar sağlıklıdır bilemem. Ama hem bir film kültürünün oluşmasına hem de sadece sinemadan mürekkep bir yaşam kurulması gibi ütopik bir fikri pratikte gerçekleştirebilmeleri nedeniyle film manyaklarının hakiki bir saygıyı hak ettiği aşikâr.


  1. İnternette ufak bir araştırma yaptığınızda film manyağı ya da sinema manyağı adı altında ne sinema ne de manyaklıkla hiçbir alâkası olmayan bir sürü garabet siteye tanık olabilirsiniz. Yine de bahsetmeye çalıştığım konuyla ilgili yıllardır çok değerli çalışmalar yapan siteler var. Film manyaklarının ilgi alanında olan neredeyse her şeyi kapsayan kaynaklardan en önemlisi ise yıllardır hiç sekmeden yoluna devam ediyor: http://iyikotufilm.com/