Skip to content

Çıldırmış Bir Vaşak Gibi Kaybediyorum

Selman Bulut, kesinlikle bir kaybeden. Fakat, yerli sinemadaki diğer loser olduğu söylenen karakterler gibi bunun edebiyatını yapmıyor.

Onur Ünlü, iki yılda en az bir film çeken bir yönetmen. Arada bir sürü bölüm çektiği ya da senaryosunu yazdığı diziler de var. Hızlı çalışması, biraz karakteristik bir özellik şüphesiz. Kendisini pek tanımıyorum ama okuduğum şiirleri de, hakkında söylenenler de hep bu “hız” noktasında düğümleniyor. Hatta televizyonda rastladığınızda bile hızlı hızlı konuşan, konuları birbirine çok da bağlamadan anında başka konulara dalabilen bir adamla karşılaşıyorsunuz. Mesela Onur Ünlü’nün ikinci filmi Güneşin Oğlu’nu üç günde yazıp on günde çektiğine dair söylentiler vardı. Özgü Namal, zamanında sorulan bir soru üzerine bu hızı Onur Ünlü’nün deli-dahi bir yönetmen olmasına bağlamıştı. Biraz klişe de olsa haklılık payı var aslında.

Onur Ünlü, hem Ah Muhsin Ünlü mahlasıyla yazdığı şiirlerde, hem de Onur Ünlü adıyla çektiği filmlerde hep bir ritmin peşinden gidiyormuş gibi görünüyor. Bir anlamdan ziyade bir ândan yola çıkan, sese ve o sesin ritmine ayak uyduran eserler var karşımızda. Ne dediğimi bilmemek istiyorum. Ah Muhsin Ünlü’nün “Çarmıha Gerilişten Ayrıntı” şiirinde geçen bu söz hem Onur Ünlü sinemasının hem de Ah Muhsin Ünlü şiirinin temeli olabilir.

Sırasıyla, Polis, Güneşin Oğlu, Beş Şehir, Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi Onur Ünlü’nün bu hızından geriye kalanlardı. Arada 100 küsur bölüm çektiği Leyla ile Mecnun da var tabii. Daha sonra bir kırılma noktası diyebileceğimiz Sen Aydınlatırsın Geceyi filmiyle Onur Ünlü sineması da başka bir noktaya geldi. Kendisinin de belirttiği üzere bu filmle birlikte başka bir sinema yapmaya başlamıştı.

Tam da bu filmin üzerinden bir yıl geçmişken Onur Ünlü yine ilk dönem filmlerindeki hıza dönmeye karar vermiş olacak ki İtirazım Var ile çıktı seyircilerin karşısına. İlk dönem polisiye filmlerinin bir devamı olan bu film yine yönetmenin belirttiği üzere 2010 yılında yazılmış bir senaryonun ürünü. Mevcut siyasi gelişmeler ya da başka sebeplerden olsa gerek Onur Ünlü yeniden bu senaryoya odaklanmış ve Sırrı Süreyya Önder’in katkısı ve İhsan Eliaçık’ın ilhamıyla filmini tamamlamış.

32

İtirazım Var’ın imamı Selman Bulut’un ismi ilk olarak Ah Muhsin Ünlü’nün “Yaşasın! Ne Kadar da İdeolojik Yaklaşıyoruz Birbirimize” adlı şiirinde geçer: Bir yanımda kardeşim, bir yanımda Selman adlı bir bulut.  İtirazım Var’ı diğer Onur Ünlü filmlerinden ayıran ilk nokta da bu sanırım. İtirazım Var daha çok bir Ah Muhsin Ünlü filmi gibi duruyor. Hem şiirlerdeki dini temaların yoğunluğu Selman Bulut’ta somutlaşıyor hem de o şiirlerin ritminin belki de ilk kez sinemaya da sirayet edebileceğini görüyoruz. Filmin neredeyse bütün replikleri bir yargıyı belirtiyor ve bu yargı belirtme durumu da Ah Muhsin Ünlü’nün Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’den harmanladığı şiirlerini hatırlatıyor.

Camide işlenen bir cinayeti çözmek için yola koyulan Sherlock Holmes imam Selman Bulut’un günahla irtibatı kesilen kemale eremez düsturuyla hareket etmesi, işte camide küfür etmesi ya da rakı içmesi vs. gibi şeyler filmin “aykırı” durumuna örnekler olarak sunulsa da asıl fark Onur Ünlü’nün siyasi tavrında ortaya çıkıyor. Telefondan gelen komutlarla satranç oynayan, antropoloji masterı yapan, kızı güzel sanatlarda heykel bölümünde okuyan, eski boksör bir imamın hikâyesini anlatırken, hırsızlık, faiz, zekât gibi konularda mevcut siyasal islam anlayışının tersine bir istikamette zülfüyâre dokunmayı da ihmal etmiyor. Ve asıl “rahatsızlık” da tam burada başlıyor.

Filmin kurgusunda boşluklar olduğu, kimi geçişlerde özensizliğin olduğu filme getirilen eleştirilerden bazıları. Ama bu noktada yeniden Ah Muhsin Ünlü şiirine dönmemiz gerekiyor. Çünkü tam bir bütünlük içinde olmayan Ah Muhsin Ünlü şiirleri, birbiriyle bağlantısı olmayan dizelerden mürekkep bir güzergâhta hareket eder. Kısacası Ah Muhsin Ünlü şiiri İtirazım Var ile aynı boşluklara sahiptir. Ama bu boşluklar bir özensizlikten ziyade “bilinçli alâkasızlık” diyebileceğimiz şeye tekabül eder. Onur Ünlü’nün Samuel Beckett üzerinden “saçma”  olana duyduğu ilgi de malumken, hâlâ bağlantılı ve bir bütün içinde anlaşılabilecek şeyler beklemek Onur Ünlü’ye biraz haksızlık yapmak olur. Mesela şu Ah Muhsin Ünlü dizelerine bir bakalım:

İnanmışım kaybetmek esrarıdr esrarın

Çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum

İpimden kurtulmuşum kaybediyorum

Birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez

Tanklar tank olup geçiyor üstümüzden

Helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara

Memleket sana rağmen ket vururken yarama

Şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben

Ve emir “kun” diyor doğruluyorum

“bu ülke” den daha bıçkın tamlama bilmiyorum..

Birbiriyle anlamdan ziyade ritimle bağlanan bu dizeler bir anlamda İtirazım Var’a getirilen kurgusal eleştirilerin kâğıt üstündeki örneklerinden biridir. Bu noktada seyircinin ya da okuyucunun bir anlam çabası içinde olmaktan ziyade boşluğun güzelliğine kapılması Onur Ünlü sinemasına yaklaşmak için bir ilk adım olabilir.

Onur Ünlü’nün etkilendiği isimleri saysaydık Tom Waits’den Ferdi Tayfur’a doğru bir çizgi çizmek, araya Ülkü Tamer ve Cahit Zarifoğlu şiirlerinden serpiştirmek, çatıyı Murphy üzerine kurup, kapıyı da Jim Jarmusch ile kapatmak zorunda kalırdık. Tüm bunlara biraz da Alper Canıgüz ve Murat Menteş’ten oluşan arkadaş çevresini katarsak, zamanında Deli Yürek için diyaloglar yazan, Hayko Cepkin ile bir çocuk filmi çeken Onur Ünlü’nün, kendisinin de belirttiği üzere, kafası çok karışık bir adam olduğu sonucuna ulaşabiliriz.

3

Onur Ünlü’nün, kabul etmeye yanaşmasa da, 2010’da yazdığı bir senaryoyu şimdi filmleştirmesinde mevcut gündemin de büyük bir etkisi var. Filmde hırsızlık üzerine gelişen tüm diyaloglarda bir “size sözler hazırladım” tavrını görüyoruz.  Filmin +18 ile bir anlamda sansürlenmesinin ardından bu siyasi hamleler daha da gözle görünür oldu.1 Özellikle, artık meşhur diyebileceğimiz vaaz sahnesi İtirazım Var’ın da ana hattı haline geldi ve meselesini en iyi özetleyen sahne olarak da şimdiden birçok mecrada paylaşıldı, konuşuldu.

Bütün bunlarla beraber, bu film, yönetmenin de belirttiği gibi “klasik bir polisiye” olma çabasında. Ama filme polisiye bir şeyler görmek için gitmek ufak çapta bir hayal kırıklığına yol açabilir. Zaten şu an film, kendisinden ziyade uğradığı sansürle gündemde. Bu İtirazım Var’ın hem şansı hem de şanssızlığı. Sanki birçok eleştirmen filmi sanatsal bağlamda çok tutmadığı halde “meselesi” yüzünden sahiplenmiş, sevmiş durumda.

Ben, tıpkı diğer Onur Ünlü filmleri gibi bir karakter izlemek için filme gittim ve istediğimi alıp evime geri döndüm. Selman Bulut’un karakterden ziyade tiple özdeşleşen yerli sinemada bir anomaliyi teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Mesela Selman Bulut, kesinlikle bir kaybeden. Fakat, yerli sinemadaki diğer loser olduğu söylenen karakterler gibi bunun edebiyatını yapmıyor. Aksine, kazanmak üzerine kurulu bir dünyada, gönül rahatlığıyla “çok şükür, yine kaybettim” diyebiliyor. Seri halinde filmler çekilse Selman Bulut zenginliğinde bir karakterden üç dört tane daha film çıkabilir. Onur Ünlü de devam filmi konusunda boş değil. Böyle şeylerin olabileceğini söylüyor. Devam filmleri nasıl olur bilemem ama serinin sonunda Selman Bulut’un daha iyi yenileceği kesin.

 


  1. Daha sonra bu sınırlama +15 oldu. Yine saçma ama son durum bu.