Skip to content

Alain Resnais & L’Année Dernière à Marienbad

"Geçen Yıl Marienbad'da" isminde takvime bağlılık gösterse de içerikte zaman dışına ait bir filmdir..

1

Keşfedilecek çok şey var diye düşünüp onca filme girişirken arkada eksik ya da hatalı bir şeyler bırakıyoruz. Gereğinden fazla film izleyen insanlar olarak, “şunu biliyor muydun?”, “aa bunun bir de şöyle bir filmi varmış”, “bu yeni film çekmiş” falan diye sürekli daha önce görülmeyen bir şeyi arzuladığımızda ve sonra arzu ettiğimiz o şeyi gördüğümüzde oluşan bu hata ya da eksiklik hissinin nedeni nedir? Bunun cevabını belki de hiç bulamayacağımızı hatta bu durumun “varoluşsal” olduğunu falan düşünürken, yani saçma sapan sebepler ararken, gerçek sebebi yine bir filmi tekrar izlerken geçtiğimiz sabah saat 4:30 sıralarında buldum.

Sebep şu ki biz bir hevesle izleyip geride bıraktığımız bazı filmlere hak ettiği özeni göstermiyoruz. Onları izleyip bırakıyoruz. Oysa orada görülmesi gereken, okunması gereken bir sürü şey var. Bunu da maalesef tek bir izleyişte fark edemiyoruz. İşte ben de geçen akşam Geçen Yıl Marienbad’da’yı (L’Année Dernière à Marienbad) lise yıllarımdan sonra ilk kez izlediğimde aslında filmi daha önce sadece “izlediğimi” fark ettim. Bu ikinci izleyişin ardından ise ilk izleyişimde filmden bir şey anlamadığımı1 sezdim. Tabi biz o zamanlar ne Bergsoncu “Süre” kavramından ne de zaman denen şeyin yalan olduğundan haberdardık.

48625e-image-de-L-Annee-derniere-a-Marienbad-1945

 2

“Geçen Yıl Marienbad’da” isminde takvime bağlılık gösterse de içerikte zaman dışına ait bir filmdir. “Olan bitenler” sadece bir adamın bir kadına, bir zamanda yaşadığı şeyleri hatırlatmaya çalışmasından ibarettir. Bu yüzden de filmde en çok duyduğumuz sözcük “Hatırla”dır. Adam hep Geçen yıl Marienbad’da olanlardan bahseder ve kadını da o hatıraların içinde olduğuna ikna etmeye çalışır. “Oradaydın” der kadına, şu veya bu şekilde hatta hiç gerçekleşmese de geçen yıl orada, Marienbad’da olduğunu söyler. Filmin bütünüyle kapalı evreni ve sadece bir şeyleri hatırlamak için oluşturulmuş koridor ve odaları bir mekân hissi yaratsa da bize bırakılan bakiye bir “dışarılık” hissidir. Mekânın da dışında, zamanın da dışında gerçekleşen bir “dışarılık”. Gölgesiz ağaçlar, sadece gölgesi olan insanlar, sadece kadın ve erkeğin hatırlama çabasında bir işlev kazanan takım elbiseliler, filmin bütün bu “hatırlama” atmosferini oluşturuyor.

Frederiksbad bahçelerinde karşılaşan kadın ve erkeğin aslında güzel olarak hatırladıkları2 her şeyin bu Frederiksbad bahçelerinde olduğunu fark ediyoruz. İçeride, yani odalar ve koridorlarda olanların yanı sıra, gölgesiz ağaçlardan oluşan “dışarısı” da karakterlerin bu zamansızlığına ve muğlaklığına katkıda bulunuyor. Dışarısız bir içeri ve içerisiz bir dışarı diye bölebileceğimiz otel ve bahçe, mekânın sadece oluşturulmuş bir manzaranın parçası olarak işlerlik kazanmasını sağlıyor.

Bir de bu “hatırlama” olayına ayrı bir not düşmek gerekiyor. Bildiğiniz gibi hatırladığınız bir şey hatırladığınızı zannettiğiniz şey değildir. Yani olan bitenler olmuş veya olmaya devam etmektedir ama mekân hissi, olayın olduğu uzam artık yoktur. Siz onu kendi zihninizde bir şeye dönüştürür, yeniden yaratırsınız. “Hatırlama” dediğimiz şey de budur. Kısacası, hatırladığınız şey bir manzaradır. Kendi zihninizde kurduğunuz ve olan şeyle arasında epeyi mesafe olan bir manzara. Bu durumu kafaya takan ilk insanlar 17. yüzyılın Hollandalı ressamları olmuştu. “Düşünen bir manzara” ya da “Seyreden bir manzara” gibi kavramlar bu adamlardan bize kalmış kavramlardır. Öyle sanıyorum “hatırlamak” diye bir şey yoktur. Sadece yaşadığınız bir şeyi, bir manzara halinde çeşitli zihinsel süreçlerin ardından oluşturursunuz. Bir şekilde “olan şey” ile zihinsel süreç arasındaki bu tercümede birçok şey kaybolur. Hatırladığımızı söylediğimiz şey, olan şeyin bu zihinsel tercümeden geçtikten sonraki eksiltilmiş halidir. Kısacası bütün bunlar zihninizin size oynadığı oyunlardır. Burada üzerine eğilebileceğimiz ve önem arz eden tek kavram ise unutmamaktır. Bu ne hatırlama ile ne de unutma ile ilintili bir kavramdır. Dışarısı olmayan bir içeri ya da içerisi olmayan bir dışarı olduğu gibi, unutmaktan bağımsız bir unutmamak kavramı vardır. Ve yine işin değilleme kısmında da, hatırlamamak ile unutmak da aynı şeyler değildir. Arada geniş bir doğa farkı vardır. Ne bileyim mesela Closer filmini hatırlıyor ya da hatırlamıyoruzdur ama Vivre Sa Vie filmini unutmuyoruzdur. Ya da Kara Kitap’tan Galip’i hatırlıyoruzdur ama “Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün” den Seymour’u unutmuyoruzdur. Hayatta da, Denizli’de olanları hatırlıyoruzdur ama İzmir’de olanları unutmuyoruzdur. Gibi ve benzeri şeyler.

47275e-image-de-L-Annee-derniere-a-Marienbad-1891

3

Geçen Yıl Marienbad’da’nın bu zamansızlık ya da zaman dışılık atmosferi kendini en çok işte bu Frederiksbad bahçelerinde geçen sahnelerde gösteriyor. Her şey de burada başlıyor. Film boyunca erkek3 en çok karşılaştıkları, tanıştıkları anı hatırlatmak istiyor kadına. “Seni ilk kez Frederiksbad bahçelerinde görmüştüm”  diyor.

Cümlelerin tekrarını manzaranın tekrarı izliyor. Film içinde hem biçimsel olarak hem de metinsel olarak sürekli bir yineleme olduğunu görüyoruz. Bu yinelemeler özellikle bu “Hatırlatma” seanslarında çok sık oluyor. Adam kadını hatırladığı ve ona da hatırlatmaya çalıştığı şeyleri düşünürken mekânın manzarasını da tekrar kurmaya çalışıyor. Kekemeliğe yaklaşan yinelemelerde de hep bu mekânı, dolayısıyla manzarayı yeniden oluşturma çabasını görüyoruz. Boş salonlar koridorlar, salonlar, kapılar, salonlar, boş sandalyeler ya da Sürekli duvarlar, koridorlar, sürekli kapılar ve diğer tarafta daha fazla duvarlar gibi cümleler hafızanın şu daha önce bahsettiğimiz manzara kurma etkinliğine eşlik ediyorlar. Bir anlamda ancak böyle, zamanın dışına çıkarak, ama kelimeleri de alıp kaçırarak, kelimelerin gücünden beslenen bir manzara kurma çabası bu. Günlük hayatta hepimizin az çok yaptığı bu şeylerin süreç olarak sınırı şizofrenidir. Sinemada ise bu sürecin sınırı Geçen Yıl Marienbad’da’dır.

annee4

4

Bu filmi hiçbir şey için sevmesek bile bir şeyi, herhangi bir şeyi farklı bir şekilde göstermenin mümkün olduğunu kanıtladığı için sevebiliriz. Kesinlikle bir “Deneme” olan bu film bize “başka bir şekilde düşündü” dedirtebiliyor. Kurmacanın gücü gerçekliğin gücünden ötededir. Kurmaca türetmenin gerçekliği zorlayıcı bir yapısı vardır. En iyi kurmaca bize gerçekliğin algılanma biçimi üzerine yeniden düşünme fırsatı veren kurmacadır. Bunu pek az kişi yapabilmiştir. Kurmaca türetme her zaman için gizemlidir ve her haliyle, her karşılaşmada yenidir. Geçen Yıl Marienbad’da’nın bizim için işte bu yüzden büyük bir kıymeti vardır. Çünkü düşünmeye zorlayan, talepkâr yapısıyla bu film bize kurmacalarla nasıl daha iyi ilgileneceğimize dair birkaç ipucu vermiştir. Ve bu sayede, çok güzel bir şekilde, neye gerçek demekten hoşlandığımızı ve onu nasıl yorumlayacağımızı sorgulatıp üstüne de çıkış yolunu göstermiştir. Ama bu çıkış elbette “dışarısı olmayan” bir çıkıştır.

Not: Bu yazıyı 4×4 bölümüne bir “Bonus” olsun diye yeniden gözden geçirirken, Alain Resnais’nin ölüm haberi düştü önümüze. O yüzden 4×4 kapsamından çıkarıp, bir anlamda Resnais’nin anısına yazıyı buraya taşıdım. Bu yazıyı bir “hatırlatma”dan ziyade “unutmama” ekseninde hazırlamıştım. Alain Resnais de hatırlamaktan çok unutulmayacak bir yönetmendi. Yazıda bunu hakkını vererek belirtemesem de, umarım bir şekilde bu amacıma ulaşmışımdır.


  1. Asıl mesele de buydu ya filmden hiçbir şey anlamamam gerekiyordu. Ama ben kasıp “anlıycam ya” demiştim. Liselilik yazık olmuş bir süreçtir.
  2. Önce adam hatırlıyor, sonra kadına da hatırlatıyor, belki de hiç olmamış bir şeyi hatırlatıyor, ya da olma ihtimali olan ama olmayan bir şeyi, ama sonuç şu: Hatırlıyorlar.
  3. Ne erkeğin ne de kadının filmde bir ismi yok bu arada.