Skip to content

99 Seattle’dan 2013 Gezi’ye

1999 yılında Seattle'da gerçekleştirilen Dünya Ticaret Örgütü eyleminden bize kalanlar neler?

Tarih herkese lâzım. Tarih, sadece seçim konuşmalarınızda kullanacağınız, işinize geldiği zaman koz olarak sunabileceğiniz, yalnızca bazı kalemlerden okuyabileceğiniz, sizin yargılarınızı kuvvetlendirmek için orada duran bir şey değildir. Edebiyat da öyle. Sadece Necip Fazıl okumayın, Cervantes’ten başlayarak uğrayabileceğiniz pek çok durak var. Bakın ne diyor?1

“…gerçek ki anası tarihtir; zamanla yarışır, eylemlerimizin arşivi, geçmişe tanık, şimdiki zamana örnek olur, yol gösterir, geleceğin akıl hocasıdır.”

Gerçek ki anası tarihtir. Bu yüzden geçen hafta 68 Paris ile aramızdaki benzerlikleri kuran yazarlar oldu. Avrupa’da son yıllarda yayılan Öfkeliler Hareketi ile ilişkilendirenler çıktı. Rusya’da Putin’e karşı düzenlenen eylemlere benzetenler oldu. Peki ya Seattle? 1999’daki Seattle ayaklanmasından öğrenebileceğimiz neler var? Öteki adıyla Battle in Seattle ya da 1999 World Trade Organization (Dünya Ticaret Örgütü) protestolarından?

Kısaca bilgi: Temelleri İkinci Dünya Savaşı sonrası 1948’de kurulan GATT’ın bir devamı olarak kabul edilen Dünya Ticaret Örgütü (WTO) milenyum öncesi 1999’da Seattle’da bir toplantı tertip etmişti. Tarımdan tekstile, ilaç sanayiinden konfeksiyona kadar dünya çapında uygulanan mal, hizmetler ticareti gibi konularda belirleyici rol üstlenen devasa organizasyonu protesto etmek isteyen bir grup genç internet üzerinden örgütlenerek aylar öncesinden eylem planlamaya başlamıştı. Güvenlik güçleri bundan haberdardı fakat tepkinin klasik bir tepki olacağını, kısa sürede bastırabileceklerini düşünüyorlardı.

30 Kasım geldiğinde polisin ve valinin beklemediği çapta büyük bir eyleme giriştiler. Organizasyonun yapılacağı salona giden yolları yaratıcı tekniklerle kapadılar ve sesleri önce kente, sonrasında dünyaya yayıldı. Göstericiler arasında barışçıl protesto fikrinin bir yere götürmeyeceğini düşünen küçük bir grup vardı. Dükkan camlarını indirdiler ve cevap için tetikte bekleyen polisle, onları aşırı, marjinal gruplar olarak göstermek isteyen medyaya malzeme verdiler. Arkasından polis şiddeti, gaz kullanımıyla birlikte geldi. Valilik olağanüstü hâl ilan etti, sokağa çıkma yasağı uygulandı. Barışçıl protesto fikriyle eylemi kurgulayan, işçilerinin de desteğini alan esas büyük kitle hem polis şiddetini hem de gösterici şiddetini engellemeye çalıştı. Eylemciler nedensizce polisin keyfine göre gözaltına alındı ve Amerikan anayasasında belirtilen haklarından mahrum edildi. Sonunda ne oldu? Dünya Ticaret Örgütü toplantıları sonuçsuz bir şekilde dağıldı, eylemcilerin çoğu serbest bırakıldı ve Seattle tarihin özel eylemlerinden birinin başrolü oldu.

99 Seattle’ı farklı yapan neydi? İnterneti, haberleşmeyi aktif kullanan ilk büyük eylemlerden biri olmaları elbette önemli bir neden fakat resmin bütünü değil. 99 Seattle’ı farklı yapan barışçıl protestolara yeni bir boyut katmasıydı. Gandi’den aldıkları esini silahsız bir şekilde polis karşısına çıkıp oturma eylemi yaparak kullanmak istemediler. Yıllardan beri tepkiler benzer şekilde dile getiriliyordu ve artık medyada ses getirmeyen, kısa sürede dağılan, söylemi buhar olup uçan bir eylem şekliyle hareket etmek istemediler.

Peki ne yaptılar? Eylemi planlayan en önemli oluşumlardan Direct Action Network önderliğinde sıkı bir örgütlenme kurdular. Protestolara katılmak isteyenlere ulaştılar, daha çok kişinin konudan haberdar olmasını sağladılar. Eylemlerinin şiddetten uzak olacağını baştan çizdiler ve katılımcıları kesinlikle bu yola girmemeleri konusunda uyardılar. Dünya çapında ses getirecek bir şey yapmanın yaratıcılık gerektirdiğini biliyorlardı. Sanat atölyeleri kurdular, sokak tiyatrolarından konserlere, kıyafet tasarımından boyamaya, o gün sokakta yapılacak her şeyi düşündüler, gönüllüleri eğittiler. DAN’den David Solnit, Seattle Weekly’ye şunları söylüyordu: “Chiapas’tan Avrupa’ya ses getiren bütün hareketler kültürle ve yeni direniş şekilleriyle karşımıza çıkanlardı.”2

Her şey ayrıntısına kadar planlanıyordu. Sadece sanat atölyeleri kurulmamıştı. Bilinçlenme de yayılıyordu. Pasifizm eğitimi veriliyordu. Provokasyonlara nasıl karşı gelecekleri, polis tarafından yakalandıklarında ne yapacakları, yasal olarak hakları insanlara öğretiliyordu. Kaotik durumlara karşı daha hızlı karar vermeleri için dersler alıyorlardı. Uzun tartışmalarda, derslerde hareketin nihai amaçları ve araçları tartışılıyordu.

Temel prensipleri belliydi: Dünya Ticaret Örgütü toplantılarını kapatmak istiyorlardı, halkı bilinçlendirdiler, yaratıcı etkinlikler düzenlediler, hareketin birçok merkezden yönetilmesini sağladılar, anaakım medyadan umudu kestikleri için kendi alternatif haber ağlarını oluşturdular, kitlelere ulaşabildikleri kadar ulaşmaya çalıştılar.

İşte Gezi’den başlayarak Türkiye’ye, dünyaya yayılan direnişin Seattle’dan farkı bu: Kendiliğinden oluşu. Büyük bir planlamanın sonucu olmaması. İnsanların ağaçların kesilmesinden başlayarak haksızlıklar etrafında birleştiği, sesini duyurduğu ani, kendine has bir isyan alanı olması. Bu temel farkları koyduktan sonra benzerlikleri görmek mümkün. Medyanın küçük marjinal gruplara odaklanarak harekete gölge düşürme çabaları, muktedirlerin yalanları, bir türlü kim tarafından emrinin verildiği belli olmayan orantısız şiddet, sivil polisler, aşırı gaz kullanımı. Karşısında ise yeni haberleşme teknikleriyle, sosyal medyayla bir arada, ayakta duran insan kitlesi.

Nereye gidiyoruz? Bu hafta, bir yandan polis şiddeti Ankara’da başta olmak üzere sürerken herkesin tartıştığı konu bu: Nereye gidiyoruz? Meşhur ifadeyle başta ne istediğimizi bilmiyorduk ama ne istemediğimizi çok iyi biliyorduk. Yolda birbirimizi bulduk. Küçük tavizlerle, zaten olması gerekenin lütuf gibi sunulduğu toplantılarla yetinmeyeceğimizi anladık. 99 Seattle’da yasal hakları gasp edilerek saatlerce nedensiz içeride tutulan insanların dediği gibi, bu hareketin sonrasında eski hayatımıza dönmek istemiyoruz.

Onlar başarmışlardı. Hükümetin, şehir yönetiminin, medyanın bütün kötülemelerine, “terörist, vandal, yakıp yıkan insanlar” yakıştırmalarına rağmen Ocak 2000’de Businessweek’te yapılan bir anket Amerikan halkının yarısından çoğunun Seattle’daki anti-WTO eylemcilerine sempati duyduğunu göstermişti. Belki dünyayı değiştirmediler. Sömürü sürdü. Neo-liberal iktidarlar şiddetini artırarak varlığını korudu. Fakat yine de kazandılar. Dünya çapında bir eylem dalgasının, bugüne kadar uzanan mücadelenin yaratıcısı oldular. G8’den IMF’ye kapitalizmin bütün kanallarına karşı çıkan hareketlere ilham verdiler.

Seattle bize bir reçete sunuyor: Kendi medyamızı, haberciliğin alternatif, bağımsız yollarını oluşturmak için.3 Birlikte bilinçlenmek, yasal haklarımızı öğrenmek için. Gözaltında ne söyleyip ne söylemememiz gerektiğini bilmek, yaşadığımız şiddeti nasıl belgeleyeceğimizi anlamak için. Taleplerimizi nasıl sunacağımızı, bizi kandıranlara karşı nasıl kolektif hareket edeceğimizi öğrenmek için. Kimlerin yanımızda olduğunu, kimlerin olmadığını görmek için. Düzenleyeceğimiz etkinliklerle nasıl dikkatleri çekeceğimizi öğrenmemiz için. Sanatın harekete kattığı farklılığı anlamak için. Provokasyonlara nasıl engel olacağımızı, her türlü şiddetin karşısında nasıl duracağımızı bilmek için. Girişte bilmiyorduk. Yolda öğreniyoruz. Öğrenmeyi de sürdüreceğiz.

Seattle çağırıyor. Hepimizi çağırıyor. 80 kuşağını, 90 kuşağını. Kendinden üçüncü tekil şahıs olarak bahseden siyasetçilerden nefret eden herkesi. 28 Şubat’ta kreşte olanları. Tarihin sadece yaşayarak değil, okuyarak, izleyerek, dinleyerek, hissederek de öğrenilebileceğine inananları. Mazlum edebiyatından sıkılanları. Ne istediğini bilmeden hakkını arayanları. Ne istediğini bilerek hakkını arayanları. Herkesi çağırıyor. Unutmayın. Dünya bizi izliyor. Ve eski hayatımıza, sanki hiçbir şey olmamış gibi dönmek istemiyoruz.

  1. Borges belki de en iyi hikayesi “Don Kişot Yazarı Pierre Menard”da alıntılar bu sözleri. Ben de oradan aldım. []
  2. Eylemcilerin hedeflerini ve yöntemlerini iyice anlamak için Seattle Weekly’deki bu yazı okunabilir: http://web.archive.org/web/20041010180410/http://www.seattleweekly.com/features/9946/features-parrish.shtml []
  3. Indymedia oluşumu etrafında kendi bağımsız haber kanallarını oluşturmaları, hareketlerinin en önemli taraflarından biriydi. []
[fbcomments]