Skip to content

Euroleague: Sağ Baştan Say #18 – #13

Euroleague için geri sayım devam ediyor. Yazıhane ekibinin sıralamasında 18'den 13'e kadar olanlarda sıra...

11 Ekim’de start alan Euroleague için çıktığımız Avrupa yolculuğunda Yazıhane ekibi takımları sıralıyor. Huzurlarınızda sıralamanın ikinci altılısı…

Part I: Sağ Baştan Say #24 – #19



18. Beşiktaş

Rüya gibi bir sezon geride kaldı Beşiktaş için. “Deron Williams’ın oynadığı sezon” etiketi kazandığı anda unutulmaz bir yıl olacağı kesinleşmişti. Ancak bu “unutulmaz yıl” öyle bir şekilde sonlandı ki, taraftar neredeyse “Deron Williams mı, o da kim?” diyecek noktaya geldi.

Çok ilginçti gerçekten.

Pops Mensah-Bonsu hayatında ilk kez bir sezonda 47 maç yaptı. David Hawkins belki de profesyonel kariyerine başladığı İtalya ikinci ligi dönemlerinden bu yana ilk kez karar verici lider rolündeydi. Carlos Arroyo 2006 Dünya Şampiyonası’nda gösterdiği “muhteşem oyun kurucu” karakterine altı sene sonra yeniden büründü. Erwin Dudley, literatürde “Türk Telekom sendromu” diye de bilinen umursamazlık hastalığından kurtuldu ve ilk yıllarında sinyalini verdiği oyuncu haline geldi. Olimpiakos’un üzerine para vererek gönderdiği Zoran Erceg, “buraların Dirk Nowitzki’si” oldu. Erceg öyle oynadı ki, ülkesinde kendisinden önde görülen Duşko Savanoviç’ten de Novica Veliçkoviç’ten de iyi bir takıma, CSKA Moskova’ya transfer oldu. Sezon başında takımdan gitsin diye noterden zabıt tutturularak zorla idman yaptırılan Serhat Çetin, Türk pasaportlu iyi basketbolcu kimliğiyle kilit rollerden birini oynadı. Mehmet Yağmur takımın savunma lideri oldu. Ve tüm bunların yanında bir önceki sezonun kahramanı Marcelus Kemp bencil olduğu için kendiliğinden takımdan dışlandı ve playoff döneminde neredeyse hiç oynamadı.1

Birçok oyuncusu gibi, kariyerinde önemli başarılar bulunan Ergin Ataman için de “küllerinden doğma” sezonuydu bu. Efes ile geçirdiği kötü sezonun ardından yeni bir meydan okumayla döndü ve Beşiktaş’ta yüksek konsantrasyonla çok iyi işler yaptı. Hem kadro kurmakta, hem de maç içi hamlelerindeki cesur kararlarıyla takımı kupalara taşıdı.

Ancak sezonla birlikte Beşiktaş’ın o rüyası da bitti. Balkabağına dönüştükten sonra yeniden yapılanması gereken Beşiktaş, çok fazla sponsor adayıyla görüşmesine rağmen kulübe sponsor bulamadı.2 Yine de Fransa’da geçirdiği yılların ardından kesin dönüş yapan Erman Kunter’in varlığıyla bütçenin düşük olması, taraftarın olağanüstü desteğiyle3 bir avantaja bile dönüşebilir.

Sonuçta Erman Kunter 60 bin kişilik bir şehirde, küçük bütçeli bir takımla Fransa şampiyonluğu yaşamakla kalmadı, NBA ve Fransa Milli Takımı’na birçok oyuncu kazandırdı.4 Kunter’in burada yapmaya çalışacağı şey de aynı. 88 jenerasyonunun Avrupa’daki en yetenekli oyuncularından biri olan Vladimir Daşiç’in hep konuşulan süper yıldız potansiyeline ulaşmasını sağlayan isim Erman Kunter olabilir.

Beşiktaş bu sezon sert savunmayla başlayan, açık alan kovalayan bir basketbol oynamaya çalışacak. Fenerbahçe Ülker’deki performansı kafanızda soru işareti bırakmış olabilir, ancak Curtis Jerrells Beşiktaş’ın istediği basketbolu sahaya yansıtması konusunda kilit bir role sahip. Jerrells’ın topa yapacağı baskı o savunma sertliğinin başlangıcı olacak. Siyah-beyazlıların hücumda topa yön verecek birçok oyuncusu var. Tutku Açık ve pick-and-roll’ları haricinde Can Akın ve Muratcan Güler de yaratıcılığa sahip çabuk oynamayı seven kısalar.

Kanatlarda skor yükünü Patrick Christopher ve Serhat Çetin üstlenecek, Beşiktaş’ın pota altındaysa skor yönünden çok çeşitli bir rotasyon bulunduğunu söylemek mümkün değil. Vladimir Daşiç-Damir Markota ve Cevher Özer üçlüsü içinde boyalı alanda skor üretmeyi seven oyuncu yok. Gaşper Vidmar’ın birinci önceliği çemberi savunup müdafaa sertliğini sağlamak. Eğer erken faul problemine girmezse, hücumda masaya koyabileceği tek şey hareketli bir şekilde topla buluşup ikili oyunları bitirmek. Randal Falker da iyi bir savunma ribaundcusu olmasına karşın hücumda çembere çok bakmayan bir oyuncu. Yine de bir uzun için iyi pasör olduğu ve set hücumunda pas temposunu düşürmeyeceği vurgulanabilir.

Bu sezon Beşiktaş’ın tek çıkış yolu var: Birlikte oynayacaklar, sert savunma yapacaklar, tempoyu yükseltecekler ve iç sahada rakiplere deplasmanı yaşatacaklar. Özellikle Partizan-Lietuvos Rytas ve Brose Baskets maçlarında üçte üç yapabilmek TOP16 için hayati önem taşıyor. Zor, ama imkansız değil. – İsmail Şenol



17. Brose Baskets

37 yaşındaki G.W.F. Hegel’in daha iyi bir iş bulamadığı için yerleşip yerel gazetesinde editörlük yaptığı ama eyaletin basın yasalarından yaka silkerek bir sene içinde terk ettiği Bamberg şehrinin Avrupa’da “Freak City” olarak anılmasının bambaşka bir sebebi var. Sadece 70 bin kişilik nüfusu olan bu kasvetli Bavyera şehrinde kiliseden sonra en kutsal yerin 6 bin kapasiteli basketbol salonu olduğunu fark ediyorsunuz ve bunun keşfedemediğiniz tarihsel ya da kültürel bir bağlamı var mı diye kendinize sormaya başlıyorsunuz. Hayır, yok. Şehrin takımı Brose’nin sezonluk biletlerine ilginin Glastonbury düzeyinde olmasının -öyle ki kulüp serbest piyasa koşulları gereği iki gün içinde satışı durdurmak zorunda kalıyor- görünürde herhangi bir rasyonel sebebi yok. 2000 yılında iflasın eşiğine gelen takımın son on yıldaki beş şampiyonluğunda güçlenen finansal yapısı kadar bu desteğin de payı var. Brose üst üste üçüncü dubleden sonra gözünü bu kez Euroleague başarısına dikmiş durumda. Tek sorun, yaz boyunca geçen sezon beklenti altında kalan kadroyu talan eden dış mihraklara karşı koyulamaması ya da belki karşı koyulmaması. Parayı idare etmekte bizim ülkenin spor yöneticileriyle kıyaslanmayacak kadar başarılı Wolfgang Heyder ve ekibine güvenmek içinse elimizde çok fazla sebep var.

Fehlt jemand? Bu sezon yeniden yapılanan Hornets ile isim yapmaya çalışacak Brian Roberts ilk isim. Uzun süredir korunan bir yapı duruyor karşımızda ve Chris Fleming’in öğretilerinin saha içine tezahürünü görmek her an mümkün. Fakat yine de bahse konu olan bu düzeyde yetenekler iken, takımın işler yolunda gitmezken sorumluluk alabilecek bir skorere ihtiyacı devam ediyor. Roberts’ın kimi zaman başına buyruk gözüken skora gitme yöntemleri bu yüzden özlenecek. Bu görev tanımı, ikame edilmesinin pek de güç olmayacağını düşündürmüş olabilir. Fakat Avrupa’da bu karakterde veteran sayısı sınırlı ve kolejden yeni çıkan oyunculara bel bağlamak, bu takımın yoluna çok uymuyor. NBA’e yolcu edilen bir diğer isim, geçen sezon özellikle play-off döneminde önemli katkı veren P.J. Tucker. Pota altında yıllar sonra ilk kez bu kadar sıradan gözüken takım için de kimseyi suçlayamayız. 2 yıl 1.6 milyonluk bir kontratla Real Madrid’e giden Marcus Slaughter ve Caja Laboral’in 4 milyon karşılığında 4 yıllığına ipotek altına aldığı Tibor Pleiss karşı koyması güç transferler yaptılar. Heyder en fazla “Sana gitme demeyeceğim, ama gitme, Tibor” diyebilirdi. Nispeten önemsiz gözükse de pota altındaki savaşçı kimliğiyle takım karakterine önemli katkı yapan Predrag Suput’un yerini doldurmak da gözüktüğü kadar kolay olmayacak, gelen oyuncuların profili düşünüldüğünde. Alman liginin kaşarlarından Julius Jenkins de faaliyetlerine Oldenburg’da devam edecek.

Yolu Bamberg’e düşenler içinde İstanbul’da iken benzer zayıflıklar gösteren ama çok farklı sebeplerle gönüllerde yer eden iki isim var. Birincisi Bostjan Nachbar. Zayıflık: Mental kararsızlıkları, oyununun gittiği yerden bihaber olması ve zaman zaman bunu kendini inkara vardırması. Sevilme sebebi: “İnanabiliyor musun Tunç, o da benim gibi Joy Division dinliyor.” İkincisi A.J. Ogilvy. Zayıflık: Vanderbilt’teki empresyonist cıvırların etkisinden midir bilinmez, dünya üzerindeki en yumuşak Avustralyalı uzuna dönüşmüş olması ve verdiği akıl almaz hücum ribaundları. Sevilme sebebi: Pür yeteneğiyle Beşiktaş’ın bir gelenek halini alan sen-nasıl-oldu-da-buraya-düştün-güzel-kardeşim tipi uzunlarının sonuncusu olması.

Nachbar/Ogilvy ikilisi anlayacağınız üzere selefleri olan Hines/Pleiss ve Slaughter/Pleiss kombolarının korkutuculuğuna yaklaşamıyor. Ogilvy kamp döneminin büyük bölümünü sakatlıklarla boğuşarak geçirdi ve sezona da sakat giriyor. Boki’ye ise bu sene 4 numara oynaması gerektiğini söyleyen oldu mu bilmiyorum ama öyle olmak zorunda. Bildiğiniz gibi Boki iki gerçeklikle bir türlü yüzleşmek istemiyor, 1) uzunca bir süredir Euroleague düzeyinde hiçbir 3 numarayı savunacak durumda olmadığı ve 2) Silversun Pickups’ın tek şarkılık bir grup olduğu.

Çok erken yaşta ona yapılan yatırımların karşılığını vermekte zorlanan, fakat birkaç sene ortalıkta gözükmedikten sonra geçen sezon Trier’de ligin en çok gelişme gösteren oyuncusu olan 22 yaşındaki Maik Zirbes’in düşünülenin aksine 14-16 dakika aralığını zorlayabileceğini düşünüyorum. Bir başka Alman pota altı yeteneği de Philipp Neumann. Zirbes’in birkaç sene önce boğuştuğu ve hakkından gelemediği beklentiler, şimdi de onun üzerinde yoğunlaşmış durumda. Ogilvy’nin sakatlığı sonrasında ön alana yapılan son ekleme ise Latavious Williams oldu. Evet, yersiz bir özgüven patlamasıyla koleji atlayıp doğrudan profesyonel olma kararı alan ve David Stern’e kararının doğruluğu yönünde önemli bir argüman sunan o çocuk. Yaz liglerinde iki forvet pozisyonuna sıkışmış gözüken elemanın, burada bir Qyntel Woods etkisi yaratacağı düşünülebilirdi ama geçen sezon ACB’de 10-7-1 ile nişini farklı bir yerde buldu. Fleming de muhtemelen onu Slaughter’ın yerine oturtmayı planlıyor. Basketbol seyyahı Sharrod Ford da kenardan gelip ‘at abinin kıllı göğsüne’ çekecek.

Kısa rotasyonunda ise genelde eski yüzler dikkat çekiyor. NBA’deki radar altı yıllarının ardından bu küçük şehrin en popüler adamına dönüşen, takımın ruhani lideri Casey Jacobsen beşinci sezonuna giriyor. Hala tek yönlü bir oyuncu ama gitgide oyunun daha fazla yerine el atıyor. Oyun kurucu pozisyonunda bu sezonu daha sağlıklı geçirmeyi uman John Goldsberry’nin yeni bir yardımcısı var: Teddy Gipson. Avrupa’ya geldiği gibi Amsterdam’da takım aramaya bakan bir şutöre ne kadar güvenebilirseniz… Son yer içinse geçen sezon yoklukta takımı iyi yöneten ve savunduğu oyuncuya dünyayı dar etmesiyle bilinen Slovak guard Anton Gavel ile genç Karsten Tadda rekabet içine girecek.

Kadrosu itibarıyla hala tadilattan çıkamamış gözükse de Brose’nin bu nispeten yumuşak ilk tur grubundan kendini yukarı atması beklenebilir. Tabii bunun için gittikleri her yere soru işaretlerini de yanlarında götüren Nachbar, Ogilvy gibi oyuncuların istikrarı bulması, kadroya eklenen Avrupa veteranlarının ilk günden katkı vermeye başlaması, Neumann, Tadda, Zirbes gibi gençlerin patlama yapması… Bu büyük koşul yan cümlelerinin belki hepsi değil ama en az birkaç tanesi karşılık bulmak zorunda. Yine de burası ‘ucubik şehir’ ve Charles Smith, Berni Rodriguez ve Milos Teodosic gibilerinin son saniye mucizeleri yüzünden halk akıl sağlığını her gün biraz daha yitiriyor. – Cem Pekdoğru



16. Chebolletta Cantu

Dusan Ivkovic, “Alexander Gomelsky Yılın Koçu” ödülünü alırken, Euroleague tarihinin en hakedilmiş ödüllerinden birini aldığı aşikar ki Euroleague’de ödüllerin yıllarca eş, dost memnun kalsın şeklinde dağıtıldığını hesaba katarsak. AEK’ten çırağı Fotis Katsikaris’in Bilbao’daki performansı kanımca bu ödülü daha çok haketmişti ama itiraf etmeliyim ki bu ödülü Andrea Trinchieri kadar hakeden yoktu. Cantu hiç kimsenin beklemediği kadar müthiş bir iş çıkardı geçen sezon. Yad Eliyahu’da dağıldıkları o tek çeyrek olmasa ya da Basile’nin Barça’ya karşı o son şutu çemberden dönmese, kendilerini playoffta bulma ihtimali oldukça yüksekti. Kadrosu etkileyici olmaktan çok uzak bir takım için, müthiş akıcılıktaki hücumları, zaman zaman tuzaklarla süslü harika yardım savunmalarıyla Cantu’nun Avrupa’nın zirve arenasına dönüşünü daha da özel bir hale getirmişlerdi. Haliyle böyle bir sezon sonrası, sınırlı bütçeleri ve sponsor belirsizliğiyle5 yoğun talep gören isimleri elde tutmaları pek mümkün olmadı. Vladimir Micov’u CSKA Moskova’ya, Giorgi Shermadini’yi de Maccabi Tel Aviv’e kaptırdılar.6 O düzende çok iyi görünen Greg Brunner, Andrea Cinciarini ve ikinci baharındaki Gianluca Basile gibi isimler bile kapışıldı, rehabilitasyonunu yaptıkları Doron Perkins de takımda kalmadı. Pala Desio’daki elemelerden çıkması beklenen takım olmadıkları ev sahibi olmalarına rağmen aşikardı, favori Unics Kazan ve bu yazın sansasyonel takımı Donetsk’in oturmayan takım kimyaları cezalandırılırken, takımın ana parçaları değişmesine rağmen aynı düzeni yansıtmaya çalışan, zaman zaman da olumlu sinyaller veren bir takım olarak, Euroleague’e kapağı atan  son takım oldular. Kan kaybetmiş bir takım olarak, tekrar benzer bir iz bırakabilirler mi? Bu grupta biraz zor…

Yine oldukça yoğun ve organize bir topsuz oyunu çok çeşitli pick and roll’lerle renklendirecekleri, sahada IQ olarak muhtemelen herkesin üzerinde yer alacak, pozisyon optimizasyonu yüksek bir takım izleyeceğiz. Bu sezon geriye giden yetenek seviyesini, daha yüksek bir tempoyla kompanse etmeye çalışırken içeriyi kapatmaya çalışan, bol yardımlı bir savunmaya devam edecekler. Siena’nın yeni yapısı içinde önemli bir isim olacağı düşünülürken Desio’ya gelen Pietro Aradori, kartalların en önemli hamlesi. Zaman zaman İtalyan Quaresma triplerine girse de skoru yüklenecek öncelikli oyuncu konumunda. Daha hızlı yeni düzenin merkezindeki isim geçen sezon kısa bir süre New Jersey Nets forması da giyen Louisville mezunu Jerry Smith olacak. Maccabi Tel Aviv’in kadrosuna katmaması sürpriz bulunan atletik forvet Alex Tyus7 ve hem içeriden hem de dışarıdan oynama yetisine sahip Jeff Brooks da hızlı oyunda parlayabilecek isimler. Varese’den gelen Marco Cusin’in Shermadini ve Brunner’ın hücuma yaptığı katkıya yaklaşması söz konusu olmasa da cüssesiyle ortayı kapatacak uzun profili için fena bir yerli seçim değil. Cantu’nun kendine has yapısında iyi katkı vermiş Maarten Leunen, Nicolas Mazzarino, Marko Scekic ve ciddi fark yaratabilme potansiyeline sahip Manuchar Markoishvili devam edenler arasında.

Gruplara kalmaları sonucu rivayeti yapılan yeni bir ekleme de önemli bir fark yaratabilir. Shermadini ve Perkins örneklerinden görüldüğü üzere kadroya sonradan eklenen isimleri hızlı bir şekilde adapte etme konusunda sıkıntı yaşamıyorlar. Trinchieri’nin sahada yine ilgi çekici, özel şeyler ortaya koyan bir takım oluşturacağına şüphe yok, Pala Desio’nun zor atmosferinde hiç kimseye kolay bir rakip olmayacakları da muhakkak. Ancak aynı külkedisi hikayesini tekrarlamaları bu grupta çok olası görünmüyor. Belki her daim “epic fail” kavramına yakın duran Khimki’yi altlarına almak… Çok zor ama neden olmasın? – Çağrı Turhan



15. Partizan

tam 5 sezon sonra euroleague’de gruptan çıkamayan partizan, efsane koçu dusko vujosevic’in takıma geri dönmeye ikna ederek, pionir’deki her maçtan sonra işe veya okula sesleri kısık giden taraftarlarını umutlandıracak bir iş yaptı. ülke içinde duble yapılsa da euroleague’de gruptan çıkamayarak başlayan uluslararası organizasyonlardaki başarısızlık devam etti ve yine 5 sezondur üstüste kazandıkları adriyatik ligi şampiyonluğunu maccabi tel aviv’e kaptırdılar. avrupa vitrinine sunduğu oyuncularla her zaman sahada kağıt üzerinde gözüktüğünden daha fazla verim veren takımlar yaratan ve partizan’ı eski havasına sokmak için başarısız bir cska moskova deneyiminin ve uzun bir tatilin ardından geri getirilen vujosevic’in elinde, yine genç ve aç bir takım var.

geçen sezon pota altında kısa vadeli çözümler üretme yoluna giden partizan, sırasıyla maccabi tel aviv ve efes pilsen’den sırp uzunlar milan macvan ve miroslav raduljica’yı kiralamıştı. hatta nba’deki lokavt bitene kadar eski oyuncuları nikola pekovic’ten de yararlanmışlardı ama vujosevic moskova’ya gittiğinde koçluğa terfi ettirilen eski asistan koç vlada jovanovic, özellikle pekovic’in ayrılmasından sonra grupta maç kazanamamış ve gruptan çıkamamışlardı. sezon sonu macvan’ın galatasaray’la, raduljica’nın ise azovmash’la anlaşmasının ve yedek uzun ratko kasic’in kızılyıldız’a gitmesinin ardından pota altını yeniden feng shui’ye göre dizayn eden partizan, genç sırp uzunlar dejan musli ve djordje gagic ile bu sene nba draft’ında herhangi bir takım tarafından seçilmeyen kolej oyuncuları arasında dikkat çeken isimlerden biri olan ribaundçu uzun drew gordon’ı getirdi. artık 34 yaşına gelen takımın veteranları kaptan petar bozic ve dusan kecman’ın da takımdan ayrılmasıyla yaş ortalaması iyice düşerken, potansiyelli genç oyun kurucu nenad miljanovic de hazırlık maçlarında süre almakta zorlanınca dolabını boşalttı. gelenler arasında muhtemelen en dikkat çeken isim ise bu yaz u-20 avrupa şampiyonasında final oynayıp mvp seçilen ve fransızların tony parker sonrası dönem için yeni alternatifi olan asvelli guard leo westermann. aynı jenerasyonun bir diğer önemli yıldız adayı bogdan bogdanovic’le aynı arka alan rotasyonunda yer alacak olan westermann’ın hem iyi bir koçla beraber euroleague tecrübesi kazanmak, hem de süre almak için en doğru takıma gittiğini söyleyebiliriz, ancak fransız basketbolundan çok daha farklı bir ekolün belki de bayrak takımı olan partizan’a nasıl uyum sağlayacağını gözlemlemek de ilginç olacaktır. yine de iyi bir pick and roll guardı olduğu bilinen westermann’ın akıllıca bir tercih olduğu söylenebilir. takımın ikinci amerikalısı ise profesyonel kariyerinin ilk yıllarını isveç, hollanda, venezuela ve polonya gibi referans alması güç liglerde gösterdiği iyi oyunun ardından, geçen sezonu rusya ve dominik cumhuriyeti’nde geçiren oyun kurucu torey thomas. thomas’ın cv’si pek havalı durmasa da pas vermeyi ve savunma yapmayı seven bir guard olarak, muhtemelen de bütçeyi zorlamayan fiyatıyla kadroyu genişletmek adına tercih edildiğini tahmin edebiliriz. takımda kalan davis bertans, dragan milosavljevic, vladimir lucic, marko cakarevic ve danilo andusic gibi genç oyuncuların da oyunlarını geçen sezonun üzerine çıkarmaları gerekiyor.

partizan’ın getirdiği isimlerin ortak özelliği euroleague tecrübelerinin olmaması. halihazırda belki de ligin en genç takımı olan partizan’ın ilk üç hafta içerisinde gruptaki gerçek rakipleri, beşiktaş ve lietuvos rytas deplasmanlarına gidecek olması dezavantaj olabilir, ancak partizan’ın en büyük silahı olan koç vujosevic’in daha önce de kağıt üzerinde yetersiz görülen kadrolarla neler yaptığı ortada. bu genç ve aç kadroyla, yine ribaundlara konsantre, yüksek tempolu savunma yapan agresif bir “takım” yaratacağına inandığım vujosevic’in, avrupa’nın tribün anlamında en zor deplasmanlarından biri olan pionir’i de arkasına alarak top 16 yapabileceğini söylemek mantıksız bir tahmin olmayacaktır. – Sedat Koç



14. Zalgiris Kaunas

Aslında Kaunas’a yaman kış şartlarında gitmek pek de akıllıca değildi. Her yer buz gibiydi. Abartmıyorum çetin şartlara sahip bu güzel Baltık ülkesinde gerçekten yürürken bastığınız neredeyse her yer buzla kaplıydı. Giderken de biraz tedirgindim açıkçası. Lakin yıllardır basketbol mitolojisinin bir parçası olarak Litvanya ile alakalı anlatılan, okunan, izlenen, dinlenen hikayeleri yerinde deneyimleme fırsatı her zaman çıkmayabilirdi. Bunu kaçırmak olmazdı. Şehre gider gitmez Coen kardeşlerin Fargo’sunu çağrıştıran bir atmosfer karşılamıştı bile beni. Hatta yer yer tenhalıkta “The Shining” esintileri de yüzüme vurup heyecan yaratmıyor değildi. Basketbol heyecanı ise kutsal topraklara ayak bastığımda şehrin biraz dışına uzanıp, “Sabonio Krepsinio Mokykla”yı (Sabonis Basketbol Akademisi) ziyaret ettiğimde asıl tavan yapmaya başarmıştı. Arvydas Sabonis’in “Bu çocukların benim küçüklüğümde yaşadığım problemleri yaşamasını istemedim: Yırtık pırtık ayakkabılar, yetersiz ekipman, buz gibi soğuk salonlar…” diyerek kuruluş nedenini açıkladığı yaklaşık 10 yıldır binlerce gencin yetiştiği muhteşem basketbol-eğitim yuvasını… Frank Lubin’den8 “The Other Dream Team”e,  Sabonis’den Jasikevicius’a her hikaye orada hala yaşıyordu adeta. Sonra 350 bin nüfuslu Kaunas kentinde bu akademi gibi 7 ayrı yapılanmanın daha var olduğunu öğrenince, basketbolun ne kadar farklı bir “ciddiyette” ele alındığını çok daha berrak bir şekilde idrak ediyorsunuz. Yine Sabonis’in “Biz küçük bir ülkeyiz. Basketbol bizim tüm dünyaya burada olduğumuzu hatırlatmamızı sağlıyor. Kendimizi ifade etme yöntemi” diyerek açıkladığı bir yapıdan bahsediyoruz zaten. Fakat tüm bu mitolojik basketbol ülkesinin ve bilhassa da Kaunas şehrinin son 3 yılında Kronos misali hareket eden bir takım sahibi her şeyin ötesinde konuşulur oldu: Vladimir Romanov!

Rimantas Grigas, Gintaras Krapikas, Ramunas Butautas, Darius Maskoliunas, Aco Petroviç, Ilias Zouros, Vitoldas Masalskis, Aleksandar Trifunoviç… Çılgın Vlad’ın bu süre zarfında şimdilik göreve getirip kısa sürelerde kovduğu koçların listesi. Dokuzuncu olarak bu Temmuz’da göreve gelen İspanyol koç Joan Plaza ise giyotin ensede zor bir görevi icra etmeye çalışacak. Romanov geçenlerde “Plaza’nın akıbeti de Zouros’a benzeyecek mi?” minvalindeki soruyu “Şimdilik işine karışmıyorum” diyerek cevaplamıştı. Lakin birkaç gün önce takımın oyun kurucusu ve en uzun süredir takımda yer alan ismi Mantas Kalnietis’in “Romanov bana pek de iyi davranmıyordu” diyerek Lokomotiv Kuban’a gitmesi huzuru biraz kaçırmış durumda. Söylenene göre Ukio Bankası’nın sahibi olan oligark Vladimir Romanov’un liderliğini yaptığı Halkın Partisi’nin seçimlerde destekçisi olmasını istemişler Kalnietis’ten. O da bunu kabul etmeyince ipler kopmuş. Sahibi olduğu İskoç futbol kulübü Hearts’ı bırakıp bu yıl Rangers’a kaçarcasına transfer olan Ian Black “Biz maaşlarımızın aylardır ödenmesini beklerken o yeni bir özel jet almaktan çekinmiyordu” demişti sene başında. Bu çılgın ve vurdumduymaz adamın yeni projesi ise sadece bir ülkeden basketbolcuların bulunduğu bir takımla Euroleague’de başarılı olmak. Bunun için bu transfer döneminde adeta Litvanya basketbol diasporasının önemli bölümünü eve getirdiler. Bu konuda ilk olarak Sarunas Jasikevicius’a saldırdılar ancak o eşinin de etkisiyle Barcelona’ya gitmeyi tercih edince, üstüne şimdi Kalnietis de takımdan kaçarcasına gidince oyun kurucu bölgesinde skorer Marko Popoviç’e ve diğer bir eski Efes oyuncusu olan Oliver Lafayette’e kalmış durumdalar. Savunmada topa baskıyı yapabilse ve hücumda penetreci olsa da Lafayette fark yaratabilecek lider bir oyuncu değil. Liderlik görevi daha çok 35 yaşındaki Rimantas Kaukenas’ın tecrübeli ancak geçen yıl sakatlıktan dolayı biraz yıpranan bacaklarında olacak. Muhteşem girdiği sezon ağır sakatlıkla sekteye uğrayan yıldız kilit rolde. Kerem Tunçeri’nin de yer aldığı Eurocup’ı kazanan Real Madrid’i çalıştırdığı dönemden hatırlanan ve Cajasol Sevilla’dan gelen Plaza’yla Kaukenas’ın arasının iyi olduğu biliniyor. Lakin Plaza’nın planlarında iki büyük aksaklık var. Biri Robertas Javtokas’ın stres kırığı nedeniyle uzun süre oynayamayacak olması, diğeri de pota altındaki başka bir güç Tadas Klimavicius’un geçen hafta çapraz bağlarının kopması… Hedeflenen son sekize ulaşabilmek için pota altında geçen yıl yaşanan sorunların bu yıl tekrarlamaması önemli. Bu nedenle Cornell mezunu beyaz uzun Jeff Foote transfer edildi ancak onun açıkları kapaması kolay gözükmüyor. Diasporadan gelen diğer önemli şahsiyetler olan ve 5 yıl sonra ilk defa aynı takımda yer alacak olan Lavrinoviç kardeşlerin en az Coen’ler, Taviani’ler, Dardenne’ler kadar uyumlu ve etkileyici bir eser ortaya koymaları gerekecek. Jankunas, Kuzminskas ve Delas’ın onlara daha cansiparane asistanlık yapmaları gerekecek. Plaza’nın İspanya’dan tanıyıp beğendiği ve Malaga’dan gelen Tremmell Darden giden Sonny Weems’in yerinde önemli bir ekleme. Niagara Koleji’ni bitirdikten sonra ihtisasını Erdemirspor’da yapan Darden savunma gücü, atletizmi ve enerjisiyle Plaza sisteminde kritik bir noktada. Lipkevicius ve Juskevicius gibi gençler de rotasyonda yer bulacaklar.

Geçen sezon son 16’da oynamasına rağmen 16 maçta sadece 4 galibiyet alan takım Litvanya Lig Şampiyonluğu ile teselli bulmuştu. Ezeli rakipleri Lietuvos Rytas ile beraber bu yıl Euroleague+Lig+Litvanya Kupası+VTB Ligi+Baltık Ligi yekününde neredeyse bir NBA takımı kadar maç yapma (80 kadar maç) durumunda kalacaklardı. Ancak ligde normal sezonda güç farkının yoğun olmasından dolayı kendi aralarındaki maçlar hariç diğer takımlarla sadece deplasman maçlarını oynayacaklar. Yine de yoğun takvimde bu kadro yeter mi soru işareti… Anadolu Efes, Olympiakos, Caja Laboral, Armani Milano ve Cedevita arasından ilk dört şansı mevcut. Lakin kaliteli gözüken kadronun sakatlıklar ve her ne kadar biraz sakar bile olsa Kalnietis’in gidişinin üzerine nasıl takviye edileceği etken olacak. Son sekiz hedefi yolunda ise asıl husus takım sahibi Romanov’un elini koç kıyma makinesinden ne kadar uzak tutabileceği… Joan Plaza’ya sabırlar… – Caner Eler



13. Montepaschi Siena

Siena şehrinin en ünlü markalarından biri Monte dei Paschi, yani dünyanın en eski bankası. Ne yazık ki bu köklü şirkette işler bir süredir pek yolunda gitmiyor. Ciddi bir soruşturmadan geçen firmada son olarak geçen Mayıs ayında dört üst düzey yönetici borsada manipülasyon yapmak suçundan göz altına alındı. Monte dei Paschi’nin İspanyol Banca Antonveneta’yı satın aldığı 2007 tarihinden bu yana birçok evrakında usulsüzlük yaptığı ve bu yolla haksız kazanç elde ettiği ortaya çıktı. Soruşturma devam ediyor ve sona erdiğinde savcıların haklı çıkması durumunda İtalya’da yer yerinden oynayacak.9

Bu soruşturmanın olumsuz etkisinin yanı sıra Avrupa’da bankacılık sisteminin çökme noktasına gelmesi Monte dei Paschi’nin iflasını gündeme getirdi. Soruşturmadan bir ay sonra, sadece dünyanın en eski bankası batmasın diye, İtalyan hükûmeti 2.5 milyar Euro’ya yakın bir kredi verdi. Bu nakit akışı şimdilik bankayı bitkisel hayata döndürdü ama Monte dei Paschi’nin durumu çok daha ciddi. Bankanın sadece 2011 yılı için açıkladığı net zarar 4 milyar 690 milyon euro!

Tabii ki bunun basketbolla alakası çok. 2007’den bu yana tüm lig şampiyonluklarını alan, 2009’dan bu yana her sezonu çifte kupayla kapatan Montepaschi Siena, bu durumdan çok olumsuz etkilenmeye başladı bile. Takım bütçesi Olimpiakos’un geçen sene yaşadığı gibi bir anda değil, ancak yavaş yavaş aşağıya doğru iniyor.10 Bu da ellerindeki değerli oyuncuları tutamamalarına sebep oluyor.

Bu noktada başkan Ferdinando Minucci ön plana çıkıyor işte. Özgüven/kibir çizgisinde dans eden yönetim şekli, Siena’yı ayakta tutmaya yetiyor. Minucci, tecrübeli koç Carlo Recalcati takımdan ayrıldığında onun yardımcısı Simone Pianigiani’yi göreve getirmişti. Altı sene içinde Pianigiani Avrupa’nın elit antrenörlerinden biri haline geldi ve takımdan ayrıldı. Çok değerli bir antrenör olmasına karşın Pianigiani’ye “kal” denmedi ve yardımcısı Luca Banchi’nin önü açıldı. Şimdi takım ona emanet.

Peki Banchi’nin takımda kalması, Siena’nın sistemini koruyacağı anlamına gelir mi? Öyle umuyorlar, fakat saha içinde bu kadar çok değişiklik yaşamış bir takımın aynı basketbolu oynaması kolay değil. Hücumda ve savunmada öncü kuvvet Bo McCalebb, takımın en skorer uzunu David Andersen ile birlikte Pianigiani’nin peşine takılıp Fenerbahçe’ye geldi. Yetmiyormuş gibi savunmanın lideri Shaun Stonerook takımdan ayrıldı.11

Yetmedi mi? Nikos Zisis, Ksystof Lavrinoviç, Rimantas Kaukenas, Igor Rakoçeviç, Bootsy Thornton ve yeni yapılanma içinde daha verimli oynayabilecek Pietro Aradori bu sene Siena’da yoklar. Tüm bu sil baştan hareketine karşın Siena’nın oyuncu araştırma ekibinin başarılı bir iş çıkardığını ve kadronun iyi oyuncularla kurulduğunu söylemek mümkün.

Özellikle pota altında iyi iş yaptı Siena. Potansiyeline bir türlü ulaşamadığı için birkaç yıldır radarın dışında kalan, yenilenen Eurobasket sayesinde kendini İtalya dışındakilere da hatırlatma fırsatı bukan Viktor Sanikidze dikkat çekiyor. Atletik yetenekleriyle her yere yetişen, dış şut tehdidi olan ve bu tehdidi sık sık kullanmayı seven, çok iyi ribaundcu bir 4 numara Sanikidze. Geçen yılı para saymakla geçiren Benjamin Eze12 hücumda pek bir üretim sağlamayacak olsa da savunmada hâlâ çok önemli işler yapacak isim. Mario Kasun sınırlı dakikalarda -top kaybetmediği sürece- sırtı dönük bir hücum opsiyonu sağlarken, Kristjan Kangur da kimsenin adını bilmediği Siena oyuncuları kataloğunda yeni bir sayfa açacak gibi…

Her şey bir kenara, takımın göz bebeği yine Bobby Brown olacak. Bo McCalebb gösterdiği performansla Siena’nın krallık tacını takarken Terrell McIntyre’ı tamamen unutturmuştu. Asseco Prokom dönemini saymazsak -ki o serbestlik içinde yaptıklarıyla burada yapacakları farklı olacaktır- hiç Euroleague tecrübesi yok. Biraz formaliteye dönen ilk tur maçları onun sisteme alışması için güzel olacak.

Bu noktada Alba Berlin, Elan Chalon ve Asseco Prokom gibi takımların grupta yer alması Siena’nın avantajına. Unicaja Malaga ve Maccabi Tel-Aviv’in arkasında üçüncü olsalar bile 14 maçlık TOP 16 grubu, Siena’nın gerçek gücünü yansıtması açısından çok önemli olacak. Final Four mu? Konuşmak için çok erken13 ama son sekiz ve üstünde elde edilecek her başarı Siena’da özel olarak kutlanmalı. – İsmail Şenol


  1. Kemp bu kadar kötü bir sezona rağmen Siena’ya transfer oldu.
  2. Beşiktaş TOP 16’ya kalırsa karasal yayınla her eve girebilen bir kanalda, NTV SPOR’da 14 maçı canlı yayınlanacak. Bu bile sponsoru çekebilmek için önemli bir kalemken sponsorun bulunamaması ayrı bir yönetim eleştirisi olmalı.
  3. Geçen sezon Sinan Erdem’in kapasitesinin binlerce kişi üzerinde bilet satılmasına rağmen kimseye yetmedi. Beşiktaş 15 bin kişilik salonda 19 bin kişiye oynadı ve dışarıda binlerce kişi bilet bekliyordu. Yarısı Euroleague’de yaşansa, inanılmaz bir atmosfer olur.
  4. Erman hocanın elinden çıkıp Fransa Milli Takımı veya NBA’e giden oyuncular: Rodrigue Beaubois, Fabien Causeur, Nando De Colo, Mickael Gelabale, Chandler Parsons, Kevin Seraphin
  5. Yıllardır sponsor olan Bennet’in ayrılışı sonrası Mapooro ile girdikleri Euroleague elemeleri sonrası, dedikodusu yapılan Audi ile değil Chebolletta ile anlaştılar.
  6. Transferin sezon ortasında bittiğine dair pek çok haber çıktı ve o tarihten sonra uçan Gürcü’nün yatışa geçtiğine dair yoğun eleştiriler yapıldı.
  7. İsrail milli takımında da oynuyor.
  8. http://tr.eurosport.com/caner-eler-sporperest_blog156/ruya-ozgurluk-ve-basketbol-litvanya_post1560020/blogpostfull.shtml
  9. Komplo teorileri der ki, İtalyan hükümeti aslında Siena’nın bu yasa dışı hareketlerinden haberdardı ama ses çıkarmıyordu. Ekonomide işler yolunda gitmeyince, krizin gelmesiyle birlikte bu olay yeniden ön plana çıkarıldı.
  10. Yine İtalyan kaynaklı ciddi komplo teorileri der ki, Siena’nın kâğıt üzerinde bütçesinin çok düşmeden oyuncu tutamamalarının sebebi, kontrat harici ödemelerin ortadan kalkması.
  11. Shaun Stonerook ve saçları aktif basketbol hayatına son verip emekliliğini açıkladı.
  12. İbrahim Jaaber ile birlikte bir nevi Ricardo Quaresma durumu yaşadı. EA Milano, sözleşmesi devam etmesine rağmen Eze’yi istemediğini söyledi. O da parasını alıp oturdu.
  13. Ayrıca Siena yönetimi takımın İtalya Ligi performansını Euroleague’in çok daha önüne koyuyor. Sezon içinde ligde de işlerin iyi gitmesi önemli.