Skip to content

Zeljko

Zeljko’suz bir hayat nasıl olurdu?

8 Mayıs 2011’e ait bu fotoğraf o kadar çok şey anlatıyor ki. Kazandıktan sonra duygularını gösterme konusunda pek patlama yaşamayan Obradovic’in bile kendini bıraktığı bir an. Her şeyden önce Diamantidis’le arasındaki özel ilişkiyi anlatıyor o an. İlk kez Euroleague’i kazanmıyorlar, finalde yendikleri takım da Messina’nın o özel CSKA’sı değil, oraya gelmiş olması dahi beklenmeyen kadrosunun ederi belli bir Maccabi Tel-Aviv üstelik. Ama bu başkaydı bir şekilde, zira orada olmaları beklenen takım değildi onlar. Son şampiyon Barça, o kadar muazzam bir takımdı ki, önceki yıl kupaya uzanırken herkesi ezip geçmiş, bu kupa tarihinin en dominant performansını göstermişti. O kadar müthiş bir takımdı ki daha sonra 15 yıllık Final-Four özlemi bitecek Real Madrid’e öyle utanç verici mağlubiyetler yaşatmıştı, Real’in futboldaki El Classco mağlubiyetlerinin lafı bile edilmezdi onların yanında. Her şey planlanmıştı, Barcelona, Palau St. Jordi’de kupayı kaldıracaktı. Ama olmadı. Zeljko ile Diamantidis, eski ihtişamından uzak, yol üzerinde vasat takımlara takılmanın kıyısından dönmüş bir kadro ile o tekere çomak soktular. Tek maçlık şaheserlerine alışığız da saha dezavantajına sahip olduğun bir playoff serisinde bunu yapabilmek… Belki Partizan ve Joventut Badalona ile kazandıkları kadar bile sürpriz addedilmemişti bu şampiyonluk ama kendine farklı bir yer edinmişti. Özellikle de Panathinaikos için, altı yıldızın en değerlisi gibiydi. İşte bu yüzden bu fotoğraf çok özel. Aralarındaki baba-oğul ilişkisini anlatıyor resmen. Ve ne kadar büyük bir iş başardıklarını ve Iraklis’ten gelen o gencin bu adamla beraber nasıl adım adım Avrupa’nın kimilerince en iyi oyuncusu olmasına giden süreci…

– Gelecek sezon için bir antrenörüm yok hala.
– Birini biliyorum ben.
– Kimmiş bu?
– Ben.

Bu kadar umulmadık bir şekilde başladı hikaye, Yugoslavya basketbol tarihinin en önemli isimlerinden Dragan Kicanovic’in arkadaşı ile olan bu diyaloğu sayesinde. Buenos Aires’te bir daha emsali muhtemelen gelmeyecek bir kadro ile dünyanın zirvesine çıkmış Yugoslav takımının bir parçasıyken, Avrupa Şampiyonası hazırlık kampındayken bıraktı her şeyi Zeljko. Üstelik hayatının en zor iki yılını geçirdikten sonra, oyunculuk kariyerinin zirvesindeyken.1 Risk, kendine güven, çılgınlık… Hepsi olabileceği en uç noktada böyle bir kararda ama sahip olduklarınızdan bir kalemde vazgeçebilmek, bazen böyle cesur kararlar alabilmek gerekiyor, hayatta istediğinize sahip olabilmek için. Ne istediğini başından beri biliyordu Zeljko. Daha genç yaşında antrenmanlar sonrasında notlar alan, 22 yaşındayken U-15 takımını çalıştıran bir adamın dünyaya koçluk yapmak dışında bir amaç uğruna geldiğini düşünmek fazla abes zaten.

Bugün, ailesinden daha çok birlikte vakit geçirdiği Itoudis’in KK Zagreb’te çalışırken, onu oyuncuyken transfer etmeyi düşünmesi onların birlikte çalışmak için dünyaya geldiklerinin göstergesi olsa gerek. Onunla kurduğu bağ gibi çok özel yoncalarla kurduğu da; pek çok cazip teklifi reddedip, 13 yıl boyunca, içinde pek çok hayal kırıklığını da barındıran bir dönemde orada kalmasının sebebi aynı zamanda. Giannakopoulos’ların takımı satışa çıkardığında koyduğu iki şarttan birinin, PAO’nun her zaman iddialı kalabilmesi için her sezon belirli bir bütçe ayrılmasıyla beraber onun takımın başında kalmasının olması çok şey anlatıyor. Maroussi faciası sonrası bırakmayı düşünen Obradovic’e antrenman tesislerine gelerek destek veren bin taraftar ya da İstanbul’da Barcelona maçı sonrası taraftarların yanına giden Obradovic’in gördüğü tanrı muamelesi, “Spanoulis’e selam bile vermem” demesi, “Asla Kızılyıldız ya da Olympiacos’ta çalışmam” demesi ve daha fazlası, aradaki bağa dair anekdotlar çok fazla.

Dünyanın en sempatik takımını çalıştırmıyor, hiçbir zaman da öyle olmayacaklar. Tarzı kimine göre doğru, kimine göre yanlış. Mike Batiste’i koruması hoşunuza gitmeyebilir ama herkes onun peşindeyken onu koruyabildiği için, onun için gladyatör olmaya hazır bir Amerikalı var yanında. Itoudis’in dediği gibi bazı değerleri yerleştirmeye ve korumaya çalışıyorlar ama bu değerler herkesin onayladığı şeyler olmayabilir, yine de kendi değerleri ve bunun üzerine oturttukları yapı tartışmasız Avrupa’nın en başarılı spor kulüplerinden bir tanesini yarattı.

Her zaman aynı motivasyona sahip olmuyor ve PAO’nun kötü dönemleri de çoğunlukla bununla alakalıdır zira Obradovic bir şeyi istiyorsa alır inancına Avrupa’da basketbolla ilgilenen neredeyse herkes sahiptir. Final-Four’daki CSKA maçı, hayatı boyunca karşılaştığı en büyük engel miydi? Belki de. Bu yine de daha da zayıflamış kadrosuyla bu CSKA’ya kafa tutmasına engel oldu mu? Elbette hayır.

Kazlauskas maç sonunda yumruğunu kaldırdı, CSKA tribününe doğru yürüdü. Onu hayatımda ilk kez böyle bir sevinç yaşarken görmek, altında olduğu baskı kadar, karşısındakinin Obradovic olması ile de bağlantılıydı kanımca; Obradovic’e karşı kazanamamanın ne olduğunu en iyi bilenlerden biri o sonuçta Pire günlerinden. Gördüğümüz görebileceğimiz en özel hücumu bizlere göstermiş Maccabi’ye 2005’te o genç takımla kan kusturmasını onun en büyük koçluk performansı olarak kabul ediyordum ta ki bu eşsiz ilk çeyreğe kadar. Yardım savunmasının eşsiz örneklerini sunan CSKA savunmasını hallaç pamuğu gibi atabilen bir takım, ve bu kadar tartışmalı bir maça rağmen sadece son topta kaybedilmiş bir maç. Ondan daha iyisi yok, bu yeni hikaye değil ama onun için Golyat’lar da önemsiz, her zaman bir yolunu mutlaka bulacaktır.

Ona Final-Four’dan önce CSKA için ne sürprizler hazırladığı sorulduğunda sinirleniyor. Her şeyin bu kadar basite indirgenmesinden, günde 16 saatini Panathinaikos’a ayırırken, o ince taktiklerin arkasındaki büyük emeğin küçümsenmesinden rahatsız doğal olarak. Bir koçun maç maç takımına böyle ayarlar çekebilirken, aynı zamanda bütün sezonu planlayabilmesi, nerede gaza nerede frene basacağını bilmesi, daha da önemlisi işin mental gereksinimlerini bilip takımına doğru zamanlarda gerekli motivasyonu sağlayabilmesi inanılmaz. Büyük resmi yönetme becerisi bile bu kadar etkileyiciyken, taktisyenliğinin gölgesinde kalmasına ise şaşırmamak gerek. Basketbola dair görüşlerine en çok değer verdiğim basketbol adamlarından birinin vaktinde onun için yazdıkları:2

“Avrupa’nın bir numaralı koçu. Aşağıda bahsedilecek olan 2001 Suproleague Final-Four’unun Efes-PAO arasında oynanan yarı final maçında kendi gözlerimle tanık olduğum iki olay bunun en önemli kanıtıdır:

1) Efes ilk yarı umduğunu bulamamış ve devreyi 10-15 sayı geride bitirmişti. 2. yarıya alan savunmasıyla başladılar. Önde Mula ve Kerem, sağ arkada Mehmet, ortada Drobnjak ve sol arkada Ömer. İlk başlarda PAO bu müdafaa karşısında dengesiz hücum etti ve 3. çeyrekte skor 53-52’ye geldi. Genel olarak tüm sezon boyu Obradovic yüksek posta Fotsis, sağ forvete de Alvertis’i sokarak hücum etti. Onların yarattığı boşluklara ise Bodiroga ve Kalaitzis’in girerek bulduğu sayılar ikinci opsiyondu. Fakat bu maç, bu düzenin işe yaramadığını gören kurt hoca Obradovic, yaptığı oyuncu değişikliğiyle öldürücü darbeyi vurdu. Herkesin – oyuncunun kendisi dahil olmak üzere ki faul problemi olup olmadığını görmek için skorborda baktığında rahatça anlaşılıyordu– şaşkın bakışları arasında takımın bir numaralı şutörü Alvertis’i ve tecübeli guard Kalaitzis’i oyundan çıkarıp yerlerine Alman Koch ve adını bile hatırlamadığım 15 numaralı tipi basketbolcu hariç her şeye benzeyen benzeyen Yunan oyuncuyu (Giorgios Balogiannis) soktu. 15 numara müdafaada Mula’ya yapıştı ve kafa göz saldırarak 3 dakikada 3 faul aldı. Ama sonradan olayın iç yüzü anlaşıldı: PAO hücumda Bodiroga ile yıpranmış olan Mula’nın tarafından penetre edip sol dipten şut atmayı seven Koch’u –çok isabetsiz bir gününde olmasına rağmen– besledi. Koch kullandığı 7 şuttan belki sadece 1’inde isabet buldu fakat Ömer’in savunduğu sol dip bölgesine düşen toplar PAO’ya 5 kritik hücum ribaundu kazandırdı. Bu noktada o kadar karışık oyunların döndüğü bu sahnede Obradovic’in farkı açıkça ortaya çıktı.

2) PAO son 3 dakikaya 7-8 sayı önde girdi. Tam o sırada Pascal Dorizon beyefendisi kariyerinde bir ilki gerçekleştirip ortadaki bir pozisyona Efes lehinde düdük çaldı. Çalmasıyla Obradovic’in masa hakeminin üstüne koşması bir oldu. Dorizon olayı yatıştırmak üzere olay yerine geldiğinde kendine doğru bir hareket yapılmadığından teknik faul çalamadığı gibi, Obradovic’in ona söyleyeceği lafları duyabilmesi için bir fırsat oldu. Böylece Obradovic bu ustaca manevrasıyla son 3 dakikada bir kaza düdüğü olasılığını ortadan kaldırmış oldu.”

Bu sezonun en unutamayacağım olaylarından biri Malaga’da yaşandı. O anda Euroleague TV’de PAO’nun Unicaja deplasmanında farkı kapattığını ve maçın bitimine az kaldığını görünce maçı açtım ve Obradovic’in son top molasına denk geldim. Molada üçlük istediğini görünce yaşadığım heyecan ve beklenti büyük olsa da, çizdiği oyunun detayları kadar ilgi çekici değil.

Diamantidis’in topu kullanması, özellikle de oynayacağı bir pick&roll herkesin beklediği şey, Unicaja Malaga koçu Chus Mateo’nun da muhtemelen. Diamantidis de dizilişte bu izlenimi verecek şekilde pozisyon alıyor ama sonra ters taraftaki forvete ilerlerken Calathes alıyor topu. Vougioukas’ın perdelemesini kullanarak oynadıkları pick&roll ile sonuca gitmelerini, hele de Calathes’in önü açılmışken, beklerken Diamantidis’e bir şekilde giden top ve Malaga için acı son. Şut rakibinizin bütün hazırlığını yaptığı ve sizin de istediğiniz oyuncunun elinden çıkıyor nihayetinde. Hakemler de topun olduğu bölgeye doğal olarak o kadar odaklanmış durumda ki diğer tarafta Kaimakoglou’nun güreşte iki puan getirecek perdelemesini kaçırıyor. Obradovic’in zayıf taraftan yaptığı hücumlar, özellikle de mola sonraları, yeni değil ama o gene de bunu beklenmedik bir şekilde sunabiliyor.3

Zafer dolu bu ihtişamlı yılların ardından Panathinaikos taraftarı için ne anlam ifade ettiğini daha iyi anlamak için sıkı bir PAO taraftarı olan Talkbasket editörü Arkadios Chasirides’i dinlemek lazım:

“Zeljko bizim liderimiz. A’dan Z’ye Panathinaikos BC. İtiraf edelim ki Zeljko’dan önce Euroleague’de üst sıralarda dolanan ama ciddi anlamda şampiyonluk adayı olmayan bir takımdık sadece. O bunların hepsini değiştirdi, kulübü profesyonel bir yola soktu, strateji ve planlamayı sahaya dahil etti. Yönetimi sahanın dışında kalmaya ikna etti ve buna zorladı. İki yıllık döngüler içindeki takım oluşturma becerisi muazzam. Kim giderse gitsin, bütçe ne kadar azalırsa azalsın ya da kulübün geleceğine dair dedikodular neyi işaret ederse etsin, gelecek sezon da işlerin yolunda olacağının garantisi o, burada kaldığı sürece. Her şeyden önemlisi de o kenardaki baskın güç. Kaç sayı geride olursak olalım ya da maçın bitmesine ne kadar az süre kalırsa kalsın, Zeljko bir çaresini bulur, bağırıp çağırarak ve bir molayla. Zeljko, kendi alanındaki en tepedeki isim olarak Yunanistan’da çalışan tek profesyonel olabilir. Kısacası, Zeljko Panathinakos BC ile eş anlamlı.”

Zeljko’suz bir hayatın nasıl olacağı, bunu düşünebilmesi üzerine:

“Hayat eskisi gibi olmayacak, orası aşikar. Ancak Zeljko’nun gitmesine dair asıl kötü olansa, gelmiş geçmiş en iyi Avrupalı koçu takımda tutamayan bir yönetime sahip olmamız ya da bir yönetime dahi sahip olmadığımız demek bu. Onsuz bir gelecek düşünebiliyorum, evet, oldukça ızdıraplı bir gelecek. Yerli yetenekler mali anlamda daha güvenilir olan Olympiacos’u tercih ediyorken, Saras gibi Zeljko faktörüyle gelen yıldızlar da olmayacak. Takım kimyası ve devamlılık sorunları baş gösterecek, sonunda taraftarlar takımına olan güvenini ve hevesini yitirecek. Gelecek her koçun ilk mağlubiyetinde, ilk hatasında basın onu tefe koyacak ya da yıldız oyuncuları oradaki otorite olarak kabul edecek. Bu yüzden de Zeljko giderse, kurulan yapıyı da devam ettirecek Itoudis’in başa geçmesi taraftarıyım. ”

Giannakopoulos’lar takımın başında kalacağını açıklamışken onun da kalması beklenen sonuç. Hayal ettiği Avrupa’nın en büyük takımı Panathinaikos için Real Madrid’in rekoruna göz dikeli çok oluyor ve görevi tamamlamadan koçluğu bırakmak aklının ucundan bile geçmiyor muhtemelen. Ancak bir yandan akıl oyunlarıyla uğraşırken giderse de son maçını serinin SEF’teki maçlarında hayalet gibi dolaşan bir takım olarak, Olympiacos’a 15 yıl sonra şampiyonluk kazandırarak gitmeyi istemeyecektir. Pire’de yeni bir sürpriz beklemeyen var mı?


  1. Askerlikle ilgili yaşadığı sorunlar bir yana, trafik kazası sonucu bir ölüme sebep olmuştur. Ölümüne sebep olduğu kişinin en yakın arkadaşı olduğu da rivayetler arasında.
  2. http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=519583
  3. Detaylı bir anlatım için: http://thebasketballpost.com/2011/11/25/how-panathinaikos-athens-beat-unicaja-malaga-again.aspx